Düşünüyorum öyle ise varım.
DESCARTES
24 Mart 2013 Pazar
Yaz Saati Uygulaması Başlıyor
Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla her yıl yapılan ileri saat (yaz saati) uygulamasına önümüzdeki hafta geçilecek.
Bütün yurtta saatler , 31 Mart Pazar günü 3.00’den itibaren bir saat ileri alınacak.
Gün ışığından daha fazla yararlanılması amacını taşıyan, saatlerin bir saat ileri alınması uygulaması 31Mart Pazar günü gerçekleşecek. Bütün yurtta saatler, 31 Mart Pazar günü saat 3.00’ten (Cumartesi gününü Pazar gününe bağlayan gece) itibaren bir saat ileri alınacak.
Yaz saati uygulaması, çalışma saatlerinin günün güneşli bölümüne alınması suretiyle, gün ışığından daha fazla yararlanılması, elektrik enerjisinin aydınlatmada kullanılan bölümünden tasarruf sağlanması amacını taşıyor. Ayrıca, yaz saati uygulamasıyla, akşam saatlerinde en yüksek değerine ulaşan enerji talebinin azaltılması hedefleniyor.
Kış saati uygulamasına 28 Ekim 2012 tarihinde geçilirken saatler 4.00’de bir saat geri alınmıştı. Saatler, 27 Ekim 2013 Pazar günü saat 4.00’te tekrar geri alınacak.
YGS sona erdi
YGS sona erdi
Üniversiteye girişte ilk aşama olan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS), sona erdi.
Güncelleme:24 Mart 2013 12:45
YGS, tüm yurtta 167 sınav merkeziyle KKTC'nin başkenti Lefkoşa'da, 100 bin 452 sınav salonunda, 282 bin görevlinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Sınava, üniversitede okumak isteyen 1 milyon 851 bin 326 aday katıldı. Sınav saat 10.00'da başladı ve tek oturumda 160 dakika sürdü.
Sınavın yapılacağı yerlere sabah erken saatlerden itibaren gelen adaylar, salonlara alınıncaya kadar aileleriyle ve yakınlarıyla vakit geçirdi.
Adaylar daha sonra kimlik ve güvenlik kontrolleri yapılarak salonlara alınmaya başlandı.
Sınav salonlarına 2013-YGS sınav giriş belgeleriyle nüfus cüzdanları kontrol edilerek alınan adaylar, sıra numaralarının bulunduğu yerlere oturtuldu.
Adaylara, daha sonra adayın fotoğrafı, TC kimlik numarası, adı ve soyadı bulunan cevap kağıtlarıyla içinde kalem, silgi, şeker ve peçete olan kutular dağıtıldı.
Salondaki görevliler de ilk iş olarak adayların tek tek kimlik kontrollerini yaptı. Kontrol ve yerleştirme işlemlerinin ardından salon başkanı sınavda uyulacak kuralları adaylara hatırlattı.
-Soru kitapçıkları adaya rastgele dağıtıldı-
Cevap kağıtlarındaki gerekli yerler adaylarca doldurulduktan sonra salon görevlilerince adayın yazıp kodladığı bilgiler kontrol edildi ve sınav başladı.
Her bir soru kitapçığı matbaada özel olarak poşetlendi. Soru kitapçıkları sınavda adaylara, salon görevlileri tarafından poşeti kapalı, açılmadan ve rastgele dağıtıldı. Soru kitapçığı poşeti, adayın kendisi tarafından açıldı.
YGS'de ortak müfredata dayalı Türkçe, sosyal bilimler, temel matematik ve fen bilimleri testleri yer aldı. Adaylar, güncel öğretim programlarından da sorumlu tutuldu. Bu yıl YGS'de adaylara 40 Türkçe, 15 tarih, 12 coğrafya, 8 felsefe, 5 din kültürü ve ahlak bilgisi, 40 temel matematik, 14 fizik, 13 kimya ve 13 biyoloji sorusu yöneltildi.
YGS sosyal bilimler testinde, ortaöğretim kurumlarında din kültürü ve ahlak bilgisi dersini almak zorunda olmayan veya farklı müfredatla eğitim gören öğrenciler, din kültürü ve ahlak bilgisi sorularından muaf tutuldu.
Bu öğrencilere din kültürü ve ahlak bilgisi soruları yerine YGS'de sosyal bilimler testinde yer alan felsefe alanından 5 soru soruldu. Sosyal bilimler testinde, toplam 45 soru yer aldı.
YGS'de tüm adaylar ilk 35 sorunun tamamından sorumlu oldu. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersini alan adaylar, sosyal bilimler testinin ilk 40 sorusunu cevaplandırdı. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersini yasal olarak almak zorunda olmayan veya farklı müfredatla eğitim gören öğrenciler ise sosyal bilimler testinin ilk 35 sorusunu cevaplandırdıktan sonra aynı testin 41, 42, 43, 44 ve 45. felsefe alanı sorularını cevaplandırdı.
-Sınavın değerlendirilmesi-
YGS'de en az bir puan türünde 140 ve üzeri puan alamayan adayların, YGS puanlarıyla bir yükseköğretim programını tercih etme (sınavsız geçiş hakkı olanlar hariç) ve LYS'lere girme hakları bulunmuyor. YGS puanlarından 140'ın altında olanlar için ilgili yerleştirme puanı (Y-YGS) hesaplanmayacak.
YGS'de 140 ve 180 arasında puan alanlar, sadece meslek yüksekokulu ön lisans programlarıyla açık öğretim programlarını tercih edebilecek. YGS puanlarından en az biri 180 ve daha fazla olanlar, LYS'lere girme hakkı kazanacak.
Sınavda 180 ve üzeri puan alanlar, hem meslek yüksekokulu ön lisans programları ile açık öğretim programlarını hem de YGS puanı ile öğrenci alan lisans programlarını tercih edebilecek.
Özel yetenek sınavıyla öğrenci alan yükseköğretim programlarına başvurabilmek için de YGS puanlarından en az birinin 140 ve üzeri olması gerekiyor.
YGS sonuçları "http://sonuc.osym.gov.tr" internet adresinden öğrenilebilecek. Adaylara sonuç belgesi gönderilmeyecek.
-LYS başvuruları 22 Nisan'da başlayacak-
Üniversiteye girişte ikinci aşama olan Lisans Yerleştirme Sınavı'na (LYS) 22-29 Nisan 2013 tarihleri arasında başvurulacak. Sınav, 15-16 Haziran ve 22-23 Haziran tarihlerinde 5 oturumda gerçekleştirilecek. Adaylar başvuru tarihinde girmek istediği her bir LYS için 25 lira ücret yatıracak.
LYS-4: Lisans Yerleştirme Sınavı-4 (Sosyal Bilimler) 15 Haziran'da, LYS-1: Lisans Yerleştirme Sınavı-1 (Matematik) ile LYS-5: Lisans Yerleştirme Sınavı-5 (Yabancı Dil) 16 Haziran'da, LYS-2: Lisans Yerleştirme Sınavı-2 (Fen Bilimleri) 22 Haziran'da, LYS-3: Lisans Yerleştirme Sınavı-3 (Edebiyat-Coğrafya) 23 Haziran'da yapılacak.
15 Mart 2013 Cuma
Fıkra
İkisinden Birisi
Zengin ve her
istediğinin yapılmasına alışmış bir kadın, ünlü bir ressama giderek portresini
yaptırmak istemiş.
Şartlarını da şöyle
sıralamış:
- Hem
bana çok iyi benzesin hem de çok güzel olsun.
Ressam kadına çok iyi baktıktan
sonra şunu söylemiş.
- Hanımefendi ikisinden birini seçmek
zorundasınız.
İşte Hayat
İŞTE HAYAT
Cebinde paran
varsa kim olduğunu unutan tek kişi sen olursun.
Cebinde hiç paran
yoksa bütün dünya senin kim olduğunu unutur.
İşte hayat
budur.
Bill Gates
8 Mart 2013 Cuma
AYRILIK
Ayrılık acısına “A-Y-R-I-L-I-K” iyi geliyor!
Biten bir ilişkinin ardından yaşanan ayrılık acısı, çoğu insanın kurtulmak istediği fakat bir türlü yenemediği durumlardandır. Bu dönemde ağlar, sinirlenir, nedenleri sorgular ya da sadece susarak içimize kapanabiliriz. Ayrılık acısından kurtulmak ve tekrar kendimizi iyi hissetmek isteriz. Uzman Psikolog Mine Eren, ayrılık acısını nasıl geçirebileceğiniz hakkındaki ipuçlarının aslında “ayrılık” kelimesinin baş harflerinde gizli olduğunu söylüyor.
Uzman Psikolog Eren, ayrılık acısını geçirebilmek için ipuçlarını şöyle sıralıyor: “Ayrılık kelimesi aslında ayrılık acısını da nasıl geçirebileceğimiz hakkında bize ipucu verir. “Ayrılık” kelimesinin ilk harfi: “A” – Acı: Ayrılıkların hemen ardından hep acı gelir. Ağlamak içinizden gelebilir. Bu durumda ağlamak, ilk adımda önemlidir. Ona karşı olan hislerinizi kağıda dökebilirsiniz, daha sonra bu yazdıklarınızı ona göndermek yerine yok edin. Acıyı yaşamak ve ayrılığı kabullenmek önemlidir. Sevdiğimiz kişinin gittiğini anlamak, onun geri geleceğine dair ümit beslememek adına gereklidir. Ayrıldığınızdan haberi olmayan arkadaşlarınıza, sorduklarında “Biz ayrıldık” diyebilmek ve bunu gerektiği kadar yakın çevrenize tekrar tekrar anlatmanız da kabullenme sürecinizi hızlandıracaktır. Acı çekmiyormuş gibi davranıp, kendinizi ve çevrenizi kandırmaya çalışmayın. Acı çekiyor olmanız, bunu etrafınıza da yansıtmanız zayıf olduğunuz manasına değil yaşadığınız aşkın arkasında durduğunuz anlamına gelir. Ayrılığın ikinci harfi “Y” – Yalnızlık: Bu harf, yalnızlığın habercisi olsa da, sevdiğiniz olmadan bir hayata devam ettiğiniz gerçeğini taşısa da, yalnız olmadığınızın farkına varın.
Onun hiçbir zaman sevmediği kanısındaysanız, size, hiç kimsenin bir şeyler hissetmediği biriyle ilişki yaşamadığını hatırlatmalıyım. Ayrılığın dördüncü harfi “I”- Izdırap evresi: Izdırap evresi olarak adlandırdığım bu evrede, her baktığınız yerde ona dair bir anı hatırlayıp bulma eğilimi içinde olabilirsiniz. Daha da kötüsü, aynı yerde çalışıyor ya da aynı yerlerde bulunmak zorunda da olabilirsiniz. Bu daha da acı verici olabilmektedir. Bu durumda ilk yapılması gereken, sizin için duygusal anlamı veya anısı olan, o kişinin size verdiği eşyalardan derhal kurtulmaktır. Hediyeler, notlar, mektuplar vs. gibi nesneleri ayrıldığınız kişiye geri vermeyin. Maddi değeri olmayan eşyaları atın. Satılabilecek olduklarınızı (giysi, yüzük vs.) satın veya hayır kurumlarına bağışlayın. Hiçbir koşulda bunların size geri gelmeyeceğinden emin olun. Çok gerekmedikçe ayrıldığınız kişiyle konuşmayın.
Ayrıldığınız kişiden çocuğunuz varsa veya aranızda henüz kapatmadığınız parasal ve maddi konularınız vs. varsa o kişiyle (sadece bu konuları konuşmak amacıyla) temas kurabilirsiniz. Ortak arkadaş ve dostlarınızla sohbetlerinizde ondan bahsetmeyin ve ona dair özel paylaşımlarınızı anlatmayın. Ortak sosyal çevre nedeniyle aynı ortamlara girmeniz gerekiyorsa, nazikçe selamlaşmak dışında o kişiyle yalnız kalmayın ve konuşmayın. Ayrılığın “L” Harfi – Lüzumsuz yemek ve alkol, sigara tüketimi: Ayrılık sonrası aşırı yemek tüketimi ya da tatlı tüketiminiz hızlanabilir. Bilinçaltına yemeği onun bıraktığı boşluğu dolduracak bir neden olarak kodlayabilirsiniz, bu da kilo almanıza ve zedelenen özsaygınızın daha da düşmesine sebep olacaktır. Ya da yememeyi tercih edip iyice zayıflayıp sağlığınızı kaybedebilirsiniz. Alkol tüketimine başlayıp, madde bağımlısı da olabilirsiniz ama bu durum tüm hayatınızı tüketmek, hemen vazgeçmek olur. Bunun ne feci bir sonuç olacağını, sizin de iyi bildiğinizi biliyorum. Bunlar yerine, kendinize daha çok vakit ayırabilirsiniz, egzersiz yaparak fiziksel görünüşünüzde büyük bir fark yaratabilirsiniz.
Saç stilinizi değiştirip, gardırobunuzu yenileyebilirsiniz. Odanızın dekorasyonunu değiştirebilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre, hareketli şarkılar dinleyenler, slow şarkılar dinleyenlere göre, depresif ruh haline daha az girmektedir. Bunu da mutlaka göz önünde bulundurup aşk şarkıları dinlememeye özen gösterin. Ayrılığın ikinci “I” Harfi – Israrla dost olmayı istemek: Sevdiğiniz kişinin hayatınızda olmadığını kabullenmiş olabilirsiniz, ama ona bir birey olarak hala sevip saygı duyuyor olabilirsiniz. İlişki yaşamasaydık, hala hayatımda olabilirdi diye aklınızdan geçiriyor da olabilirsiniz. Ayrılırken “dost kalmak” nazik bir temennidir. Ama unutmamak gerekir ki insanlar ayrıldıkları kişilerle çok nadiren dost kalabilirler. Duygusal dengenizi tekrar yoluna koyduktan sonra, ancak o zaman o kişiyle arkadaş olarak devam etmek isteyip istemediğinize karar vermelisiniz. Şu an aldığınız karar, çok da duygu yoğunluğundan arınmış bir karar olmayacaktır. Ayrılığın ardından bunu istemek ve bunun oluşmasına zemin hazırlamaya çalışmak sizin yararınıza olmayacaktır. Ayrılığın son harfi: “K” – Kararlılıkla yoluna devam etme: Bu aşamada belki hala kahkahalar atıyor olmayabilirsiniz ancak bir altı ay öncesine göre kendinizi çok daha iyi hissediyor, ayrılığın ilk zamanlarında, ne berbat bir durumda olduğunuzu anımsıyorsunuzdur. O günlere dair belirsiz bir dehşeti hissedebilirsiniz fakat acıyı aynı yoğunlukta yaşayamazsınız. Bu da şüphesiz, zamanın yapıcı etkisi oluyor. Artık rahatlamanın etkisiyle şimdi kendinize neden böyle bir acı yaşamak zorunda kaldığınızı soruyor olabilirsiniz. Çekilen acıda bir mana aramanıza gerek yok, farkında olsanız da olmasanız da ruhunuz derinleşti, olmadığınız kadar hayata karşı farkındalığınız arttı. Şimdi yola karalılıkla devam etme zamanıdır.”
Yazan : Psikolog Mine Eren
Kaynak : haberturk.com
Kaynak : haberturk.com
Bir gün “susmayı” öğrendim…
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, ‘Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.’ diye bağırmaya devam ederdi. ‘Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık’ derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı.
Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe.
Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; ‘Bak, böyle uslu uslu oyna işte.’ diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu. ‘Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.’ diye komşulara anlatıyordu annem halimi.
Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem ‘Odanı topla!’ diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip ‘Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım.’ dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım?
Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim.
Babam baktı. Hım, dedi ‘Çok güzel olmuş.
Bu adam benim herhalde.’ dedi.
Ben ‘Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.’ dedim.
O ‘Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.’ dedi. Ben yine ‘Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.’ dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: ‘Peki neden bizi küçük çizdin?’ dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.
Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde ‘Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.’ diyeceğim. Ve bir de bağıracağım ‘Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar’ diye. Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı . Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.
Farkında olmalı insan…
Kendisinin, hayatın olayların,
Gidişatın farkında olmalı.
Ömür dediğin üç gündür,
Dün geldi geçti yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür,
O da bugündür.
Kaynak : İtü Sözlük
Aşırı Utangaçlık
Aşırı utangaçlık yükselmeye engel!
Utangaçlık bütün insanlarda var olan temel bir duygu, olması da yararlı ama aşırıya kaçtığında, özel hayatınızı da iş hayatınızı da mahvedebilir.
Utanma, insanın temel duygularından biri, bütün insanlarda var olan ve insanın sosyal ilişkilerini düzenlemesinde yararlı olan bir duygu. Kültürden kültüre değişiyor. Aşırıya kaçtığında ise sosyal ilişkilerinizi, hayatınızı olumsuz yönde etkiliyor. Zaman zaman utangaçlık, kaygı ya da depresyon gibi psikiyatrik sorunlara veya derin bir kendine güvensizliğe neden oluyor. Utangaçlığı yoğun biçimde yaşayan kişiler, farkında olmasalar da genelde kendilerinde bir kusur, eksik olduğuna ve bunun dışardan görüleceğine inanıyorlar.
Amerika’da bir araştırmaya göre çekingenliğin ağır kişilik bozukluğuna varmış durumu yüzde 0.5 ile yüzde 1 arasında. Ama görüştüğümüz uzmanlar, çekingenliğin çok daha yüksek boyutlarda olduğunu düşünüyorlar. Dr. Psikolojik Danışman Işın Akı, eğer kişide aşağıdaki 6 maddeden en az 4′ü görülüyorsa önlem alınması gerektiğini söylüyor:
- Başkaları tarafından eleştirilirim duygusu, sosyal ilişki gerektiren işlerden uzaklaşma
- Sevilip, sayıldığına inanmadıkça başkaları ile iletişim kurmaktan kaçınma
- Dalga geçileceği düşüncesi ile kendini ortaya koyamama
- Yeni karşılaştığı kişilerle konuşmasında ve davranışlarında kısıtlılık
- Kendilerini renksiz, etkisiz, zayıf ve değersiz görme.
- Küçük düşürülecek duygusu ile bireysel girişimde bulunamama, yeni bir faaliyete katılamama.
- Sevilip, sayıldığına inanmadıkça başkaları ile iletişim kurmaktan kaçınma
- Dalga geçileceği düşüncesi ile kendini ortaya koyamama
- Yeni karşılaştığı kişilerle konuşmasında ve davranışlarında kısıtlılık
- Kendilerini renksiz, etkisiz, zayıf ve değersiz görme.
- Küçük düşürülecek duygusu ile bireysel girişimde bulunamama, yeni bir faaliyete katılamama.
Psikiyatr Dr. Serdar Serdaroğlu, çekingenliği 3 boyutta inceliyor;
Birinci boyut
Bir insanın çekingen bir kişi olmasını oluşturan temel etmenlerden biri çocukluk çağında aşırı eleştirilmeleridir. Yapılan davranışlarla ilgili yorumlamaların hep negatif olması, pozitif yanlarının gösterilmemesi kişinin sürekli yanlış yapacağım endişesiyle büyümesine neden olur. Bu ebevynden direkt olarak gelen bir şey.
İkinci boyut
Bazen de bakarsınız ebeveynin fazla eleştirici yanı yoktur. Tam tersi kişi el üstünde tutulmuş olabilir. Çocuk kendi davranışlarının ebeveyni üzeceği endişesi ile davranır. Davranışlarını kendi kendine aşırı kontrole sokar, yaptığı bir davranışın ebeveyni tarafından onaylanmayacağı veya ebeveyni üzeceği endişesiyle aşırı derecede tutuk, kendini aşırı kontrol eden, sosyal ilişkilerinde de riske girmeyen bir tutum alır. Çocuk her davranışında, onaylanıp onaylanmadığını görmek için ebeveynin yüzüne bakar. Yani bir çeşit konuşmaya dayanmayan ama mimiklere dayanan bir geri bildirimle çocuk davranışını düzenler ve riskli davranışlardan kaçınır. Bu daha çok kendisini yetiştiren kişilerin sözel ilişki kurmayıp daha çok yüz ifadeleri, mimikleri ile mesaj veren aile yapılarında görülür.
Üçüncü boyut
Bu daha çok beyinle ilgili bir konu. Çocukluk çağında dikkati iyi olmayan, tek bir arkadaşa sahip olup, grup ilişkilerine giremeyen, aritmetiği kötü olan, sık duygu değişimi yaşayan çocuklarda beynin sağ yarım küresi ile ilgili sorun olduğu düşünülür. Bunlar ileri yaşlarda oldukça çekingen, toplum ilişkilerinde riske girmeyen davranışlara, sosyal olarak risk altında oldukları zaman hemen içe dönen davranışlara girerler. Bu kişilerin genellikle bastırılmış huy yapıları vardır. Bu kişiler, yaşam boyunca genellikle çok fırtınalı ilişkiler yaşarlar, ikili ilişkileri çok fırtınalı, çok değişkendir, duygu durum durumları çok değişkendir. İş ilişkilerinde çok çabuk sıkılıp, çok çabuk ayrılma eğilimindedirler. Ama çalıştıkları işyerlerinde sürekli onay görme, desteklenme, beğenilme eğilimleri görürlerse o işyerinden ayrılmayabilirler. Fakat hep onaylanma ihtiyaçlarını gösterirler. Yaptıkları her işin onaylanmasını isterler, ufak bir başarısızlıkta eleştiriye hiç toleransları olmaz. Çünkü kendilerinde aşırı suçluluk, huzursuzluk duyarlar.
Suçluluk, takıntı ve “hayır” diyememe
Aşırı çekingen kişilerin çok yoğun suçluluk hissi yaşadıklarını, hayır diyemediklerini ve takıntılılı kişiler olduklarını söyleyen Dr. Serdar Serdaroğlu, bu kişilerin iş hayatında yükselme şanslarının hep sınırlı olduğunu söylüyor: “İş hayatında kişi çekingense risk faktörlerine girmek istemeyecektir, ne kadar deneyimli olursa olsun riskten kaçar. Kendisine daha iyi bir teklif sunulduğunda alıştığı yeri bırakmak istemez, girdiği yerden emekli olur. Dolayısıyla yükselme şansı hep sınırlı.”
İkinci ve üçüncü boyuta çok sık rastladığını söyleyen Serdaroğlu, “Ebeveynlerimizi üzmemek için kendi isteklerimizi bastırarak davranıyoruz. Herşeyde onay alma ihtiyacı doğuyor. Böyle bir yapıda büyüyünce işyerinde de aynı sorunu yaşıyor kişi. Üstü, amiri gibi gördüğü kişinin davranışlarını yorumlamasında hep endişe içindedir. O yüzden kapasitesinin altında kalırlar. Bir de amiri, objektif bir insan değilse eleştirmekten de fazla zevk alıyorsa, kişinin özgüveni sürekli olarak düşmeye başlar. Burada en büyük risk, ‘bu işi çok iyi yapmışsınız’ dendiğinde kişinin kendini aşırı mutlu hissetmesi, ekstazi, kokain almış gibi bir mutluluk yaşaması, tersi olunca da göçük altında kalmış gibi hissetmesi. Esasında korkulacak şey ‘kötü yapmışsınız’ deyince üzülmek değil, ‘iyi yapmışsınız’ deyince duyulan o aşırı mutluluk. Bu zaten bu işin sağlıksız olduğunu gösteren nokta. O yüzden kendilerine hep geribildirim versinler. Bir iş yaptıklarında herkes bravo dediği için neden mutluluktan uçtuklarını düşünsünler” diyor.
Uygun ortamlarda çok başarılı da olabilirler
Psk. Dr. Neslihan Rugancı, utangaç insanların iş ortamlarına uyum konusunda sorunlar yaşadıklarını söylüyor: “Bu işlerini iyi yapma konusunda sorun yaşayacakları anlamına gelmez. Ancak, yaptıkları işi sunma, onu gösterme konusunda sorun yaşayabilirler. Hatta, hata yapma kaygısı, kaygıyı öyle bir artırır ki yanlış dışavurumlar yaşayabilirler ve kehanetleri kendi kendini gerçekleştirmiş olur. İşteki kalabalık çalışma ortamları, sosyal alanlar onlar için sıkıntılıdır. Kalabalık içinde çalışırken devamlı olarak nasıl göründükleri kaygısı, işlerine konsantre olmalarını ve performanslarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, en sıkıntı çektikleri durum kendi üstleri ile temastır. Utangaçlıkları, yerinde ve gereken yanıtları, tepkileri idarecilerine vermelerini engelleyebilir ve yanlış anlaşılabilirler. Rekabete dayalı performans gerektiren sektörlerde sorun yaşama olasılıkları çok yüksektir. Kendi potansiyellerinin çok azını gösterebilirler. Genellikle yalnız ve iletişim kurmaksızın sürdürebilecekleri işlerde daha başarılı olurlar. Eğer kişisel gelişimleri ya da eğitimleri utangaçlık sorunu nedeniyle kesintiye uğramadıysa, en ufak hatalarını bile utanç duygusuyla karşılayan bu kişiler, kendi işlerine de a ynı titizlikle yaklaşacaklarından uygun ortamlarında çok başarılı olabilirler.”
Aşırı utangaç kişiler genellikle sosyal ilişkilerin daha az olduğu, daha statik, yer değiştirmesi daha az olan kurumları, çok fazla grup temasının olmayacağı işleri tercih ederler.
Daha düşük eğitim daha az maaş
Işın Akı, aşırı utangaçların bu durumla başetmek için yollar aradıklarını en sık başvurulan yönteminde alkol kullanımı olduğunu söylüyor:
- Aşırı utangaçlar diğer kişilere göre 2 kat daha fazla alkol tüketir.
- Topluluk önünde konuşmak için utangaçların yaklaşık yüzde 15′i sakinleştirici ilaçlar alırlar, bazen de bağımlı duruma geçebilirler.
- Utangaçlık yaşamamak için toplumsal etkinliklerin dışında bir yaşam tarzı seçerler. Basit, ön plana çıkmayacak işlere yönelirler. İnsan ilişkileri gerektirmeyen, e-posta ile iletişim, teknoloji ağırlıklı iletişimi tercih ederler.
- Topluluk önünde konuşmak için utangaçların yaklaşık yüzde 15′i sakinleştirici ilaçlar alırlar, bazen de bağımlı duruma geçebilirler.
- Utangaçlık yaşamamak için toplumsal etkinliklerin dışında bir yaşam tarzı seçerler. Basit, ön plana çıkmayacak işlere yönelirler. İnsan ilişkileri gerektirmeyen, e-posta ile iletişim, teknoloji ağırlıklı iletişimi tercih ederler.
Işın Akı, bu yaşam tarzında utangaç kişilerin, toplumsal etkinliklerden uzak durmaya dayalı yaşam sonucu yalnızlık, sosyal çevre edinememek, daha az para kazanmak, daha düşük eğitim, eş bulmakta güçlük çekmek gibi problemler yaşadıklarını söylüyor. Akı, bu kişilerin yüzde 30 gibi bir kısmının hiç evlenmediğini ve tek yaşadığını belirtiyor.
İş arkadaşları kullanıyor
Utangaç kişiler, işyerinde kullanılma tehlikesiyle de karşı karşıyalar. Utangaç olduğunuzu ve hayır diyemediğinizi fark eden yöneticiniz, çalışma arkadaşınız kendi üzerindeki işi size yıkabilir. Kişi hayır diyemediği için bir sürü işi üzerine alır ve sonrasında yetiştiremez. Hayır demeyi başarsa bile bu sefer de çok yoğun bir suçluluk hissine kapılır. Bu durumda karşısındaki kişiyi yumuşatmak için yakınlaşma çabasına girer. Güçlü kişilerin etkisine girip, her dediklerini yapabilirler. Haklarını aramakta zorluk çekerler.
Utangaçlığın azı faydalı çoğu zararlı
Le Figaro’dan 15.11.2010 tarihinde yayımlanan bir haberde nöropsikiyatr Boris Cyrulnik utangaçlık hakkında şu bilgileri veriyor:
- 4 yaşına kadar çocuk tamamen kendine konsantredir, utangaçlık duymaz. Mesela rahatlıkla çırılçıplak gezer. 4 yaşında artık anababasının, öğretmenlerinin, arkadaşlarının onun gibi düşünmeyebileceğini idrak eder. Yani, kabaca, kendisiyle diğerleri arasındaki farkı idrak eder. Bu yaşa kadar başkalarının onun
hakkında görüşleri olabileceğini bilmediği için utanması da söz konusu değildir.
- Başkalarının ‘bakışını’ fark ettiği andan itibaren hayatında önemli bir değişim başlar. Artık her istediğini yapamaz. ‘Ahlâk’ burada devreye gider.
- Utangaçlık, sıkılganlık, çekingenlik özellikle büyüme çağında çok artar. Vücudu gelişen ve cinsel duyguları harekete geçen genç çok hassastır. Bu yaşta gençler başkalarının görüşüne çok önem verirler. Üstelik, bu dönemde gençler kendilerini tamamen ‘şeffaf’ hissederler. Sanki herkes düşüncelerini okuyabilirmiş gibi. Mesela gece rüyasında bir erotik rüya gören genç, sabah annesiyle göz göze geldiğinde, sanki annesi biliyormuş gibi utanır.
- Yaş ilerledikçe hem bu duygular kontrol edilir hem de insan kendini dağa doğru tanıdığı gibi, başkalarının görüşlerine de ‘gereği kadar’ önem vermeyi öğrenir.
- Ama utanmak faydalı bir duygudur. Utanmayan insanda empati kabiliyeti olmaz. Hiç utanmayan insan ‘ahlâkdışı’dır hatta ahlâksızlığa meyillidir. Aksine, utangaçlık, çekingenlik, bizim başkalarına, başkalarının görüşüne değer verdiğimizi gösterir. Bir anlamda, başkalarına karşı yanlış bir şey yapmamak için bizi frenler.
- Özetle, bu his insanlarla ‘birlikte yaşamamız’ için gereklidir.
hakkında görüşleri olabileceğini bilmediği için utanması da söz konusu değildir.
- Başkalarının ‘bakışını’ fark ettiği andan itibaren hayatında önemli bir değişim başlar. Artık her istediğini yapamaz. ‘Ahlâk’ burada devreye gider.
- Utangaçlık, sıkılganlık, çekingenlik özellikle büyüme çağında çok artar. Vücudu gelişen ve cinsel duyguları harekete geçen genç çok hassastır. Bu yaşta gençler başkalarının görüşüne çok önem verirler. Üstelik, bu dönemde gençler kendilerini tamamen ‘şeffaf’ hissederler. Sanki herkes düşüncelerini okuyabilirmiş gibi. Mesela gece rüyasında bir erotik rüya gören genç, sabah annesiyle göz göze geldiğinde, sanki annesi biliyormuş gibi utanır.
- Yaş ilerledikçe hem bu duygular kontrol edilir hem de insan kendini dağa doğru tanıdığı gibi, başkalarının görüşlerine de ‘gereği kadar’ önem vermeyi öğrenir.
- Ama utanmak faydalı bir duygudur. Utanmayan insanda empati kabiliyeti olmaz. Hiç utanmayan insan ‘ahlâkdışı’dır hatta ahlâksızlığa meyillidir. Aksine, utangaçlık, çekingenlik, bizim başkalarına, başkalarının görüşüne değer verdiğimizi gösterir. Bir anlamda, başkalarına karşı yanlış bir şey yapmamak için bizi frenler.
- Özetle, bu his insanlarla ‘birlikte yaşamamız’ için gereklidir.
Yırtık ve tacizkar olmayın
Çekingenliğin tedavisinde psikoterapinin yararlı olduğunu söyleyen Dr. Serdar Serdaroğlu, bu kişilerin alabilecekleri önlemleri ise şu şekilde sıralıyor:
- Mümkün olduğu kadar kollektif ilişkilere girmek
- Konuşurken karşımızdaki insanın yüz ifadelerinden anlam çıkarmadan konuşmak. Yani Türkçeyi tercüme etmemek, karşıdakinin ne dediğini net bir şekilde anlamak.
- Konuşurken karşımızdaki insanın yüz ifadelerinden anlam çıkarmadan konuşmak. Yani Türkçeyi tercüme etmemek, karşıdakinin ne dediğini net bir şekilde anlamak.
Psk. Dr. Rugancı, çok önemli bir konuya dikkat çekiyor, utangaçlıktan kurtulmanın değil utangaçlıkla başetmenin doğru olduğunu söylüyor: “Utangaçlıkla başedelim derken utanma duygusundan tümüyle kurtulmaya çalışmak en yanlış yaklaşımdır. Bunu yapmaya çalışan, girişkenlik adına ‘yırtık ve tacizkar’ bir tipe dönüşen kişiler oluyor. Bu da çevre zarar gördüğü için kişiye süreç içinde zarar veren bir durum.”
Yazan : Burcu Özçelik
Kaynak : yenibiris.com/HurriyetIK
Kaynak : yenibiris.com/HurriyetIK
Mutluluğa giden beş yol
Mutluluğa giden beş yol!
1. Aile ve arkadaşlarla vakit geçirin
Aile ve dostlar en kötü zamanlarda bile bize yalnız olmadığımızı hissettirdiğinden onların yanında yüzümüz genellikle güler. Yani bu işe yara bir tavsiye. Eğer ailenizle problemleriniz varsa ya da çok fazla arkadaşınız yoksa yine de başka yakınlıklar kurmak ruhunuzu biraz olsun aydınlatacaktır. Komşularınızla iletişim kurun, olmadı köşedeki bakkalla muhabbete girin. Hiç olmadı parkta veya yol kenarındaki bir bankta oturan teyzeler ve amcalarla konuşmayı, yabancılarla iki kelime etmeyi deneyin. Bir şeyleri paylaşmak ve karşılıklı gülmek sırtınızdaki yükü hafifletecektir.
2. Yeni bir şeyler öğrenin
Öğrenmek insanın hem bedenini hem zihnini meşgul tutan bir şeydir. Yeni ve eğlenceli şeyler öğrenmek de şüphesiz sizi mutlu edecektir. İşte bu tavsiyede sınır yok, mutfağa girip yeni bir yemek tarifini hayata geçirmeyi deneyebilirsiniz; elinize birkaç boya alıp resim yapmayı deneyebilirsiniz. Ya da kapıyı tamir etmek, duvara raf çakmak gibi daha önce denemediğiniz marangozluk yöntemlerini deneyebilirsiniz. Unutmayın, gitar çalmaktan İtalyanca öğrenmeye kadar aklınıza gelebilecek her türlü yeni maharet için kitaplardan ve internetten faydalanmak da pekala mümkün.
3. Hareket edin
Eski atasözünü hepimiz biliriz: Sağlam kafa sağlam vücutta bilinir. Kafanız bozuksa zihninizi temizlemenin ve mutlu hissetmenin yolu da sağlıktan geçiyor. Spor yapmaya zorsunanlardan olabilirsiniz ama sabah erken saatte açık havada bir yürüyüş yapmayı bir kez olsun deneyin, daha iyi ve enerjik hissettiğinizi göreceksiniz. İmkanınız varsa, spor salonlarına gitmek, tenis oynamak, bisiklete binmek, yoga yapmak gibi türlü aktivitelerle hareket halinde olmanız da sizi daha mutlu kılacaktır. Bilimsel olarak da kanıtlanmış bir mutluluk formülü olduğunu ekleyelim!
4. Dikkatinizi verin
Bu tam bir Pollyanna tavsiyesi, ama gerçekten de işe yarıyor. Şehrin göbeğinde, kalabalığın, kokuşmuş çöplerin ve çirkin binaların ortasında bile olsanız bir ağaç gölgesinde durup yapraklarına biraz dikkatli baktığınızda, balkonda açan çiçekleri alıcı gözle seyrettiğinizde ya da oyun oynayan çocukların kahkahalarını dinlediğinizde güzel bir şeylerin de var olduğunu hissetme şansınız var. Pollyanna’yı yabana atmayın, karamsar düşünceleri kafanızdan atmak için biraz çabalayın!
5. Başkalarına yardım edin
Kendi dertlerinizden kurtulmanın en etkili yollarından biri başkalarını dertlerine kulak vermektir. Kendinize yardım edemiyorsanız elinizden geldiğince başkalarına yardım etmek de sizi kesinlikle iyi hissettirecektir. Sokaktaki kedi-köpeklere su vermekten, alışverişten dönen yaşlı teyzenin torbalarını taşımasına yardım etmeye kadar pek çok küçük şey yapabilirsiniz. Ya da en azından yakınlarınızın dertlerini can kulağıyla dinlemeyi deneyin. Herkesin kafasını meşgul eden o kadar çok ve çeşitli mesele var ki, duyunca hayrete düşeceksiniz ve tabii kendinize üzülmekten de kesinlikle vazgeçeceksiniz!
Kaynak : Akşam
BEYİN GÜCÜ
Beyin gücünüzü 5. vitese takın!
1- Öğrenirken ellerinizi kullanın
“Kazananların Beyni” kitabının yazarı Dr. Jeff Brown, elleri kullanmanın, diğer deyişle el-kol hareketleri yapmanın öğrenmeyi kolaylaştıracağını söylüyor. “Daha sonra hatırlamanız gereken bir şeyi öğrenirken o şey hakkında en az iki tür bilgi kaydederiz. Buna örnek olarak, ilkokul çocuklarının matematik işlemlerini sesli olarak tekrarlarken aynı zamanda işlemi havada yazmalarını verebiliriz.” Bu konuda şöyle bir taktik de veriyor Dr. Brown: “Diyelim ki birinin ismini öğreneceksiniz. İsmi avuç içinize parmağınızı kullanarak yazın. Avuç içinizde parmaklarınızın dikkatlice gezinmesiyle oluşan harfler beyninizin ismi öğrenmesini kolaylaştırır.”
2- Stresi kovun, rahatlayın
Psikolog ve fizyoterapist Dr. Elizabeth Lombardo, sakinleşmenin ve stresten arınmanın beyne ciddi anlamda yardımcı olduğunu belirtiyor. “Hafızayı güçlendirmek için en iyi yol stresi azaltmaktır. Araştırmalar gösteriyor ki, kronik stresten muzdarip insanlarda, hafızanın önemli bir bölümünden sorumlu hipokampus bölgesinin boyutunda küçülme meydana geliyor.” Nöroloji dergisinde yayınlanan, Rush Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarınca yapılan araştırma sonuçları kolayca stres altına giren ve olumsuz duygulara sahip insanların hafıza problemleri yaşama eğiliminin sakin kişilere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Peki, stresi nasıl azaltabiliriz? İşyerinde tüm işleri üzerinize almayın mesela, bir kısmını delege edin. Ajandanızı hafifletin biraz, bazen boş bir ajanda harika bir fikirdir. Hayatınızdan negatif insanları ve ilişkileri elimine edin.
3- Uykunuzu iyi alın
Bir problemle karşılaştınız ya da bir karar verme aşamasındasınız. Güzel bir uyku zihninizi kendine getirir, beraberinde çözümler ve doğru kararlarla… “İyi bir gece uykusu aynı zamanda hafızayı güçlendirir.” diyor Dr. Jeff Brown. “Yeni bilgiler öğrendikten sonra en az altı saatlik kesintisiz bir uyku bu bilginin hatırlanmasını kolaylaştırır.” Ancak bilinmesi gereken önemli bir nokta daha var: “Öğrenmek istediğiniz şeyi okuduktan sonra araya herhangi bir aktivite koymadan doğrudan yatağa gitmeniz gerek; televizyon yok, müzik yok, başka bir şeyler okumak yok!”
4- Sebze-meyveye ağırlık verin
Daha fazla ıspanak, daha fazla havuç ve daha fazla fasulye yemek sadece vücudunuz için değil hafızanız için de çok faydalı. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, sebze ağırlıklı beslenen kişilerin beyin fonksiyonlarının yaşla birlikte daha yavaş düştüğünü ortaya çıkardı. Sağlık ve fitness uzmanı ve “Ye-Arın Dieti” isimli best-seller kitabın yazarı Tosca Reno: “Pharmacology dergisinde yayınlan bir diğer araştırmaya göre kuersetin ve antosiyanin gibi maddelerde bulunan beyin güçlendirici özler aynı zamanda hafıza kaybını önlüyor. ” diyor. Bu maddeler Brüksel lahanası, brokoli ve beyaz lahana ile kıvırcık, ıspanak ve pazı gibi yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur. Ayrıca böğürtlen, ahududu gibi orman meyveleri ile kırmızı elma, patlıcan ve üzüm gibi parlak yüzeyli gıdaları bolca tüketmelisiniz. Parlak renkleri bu besinlerin beyin güçlendirici antioksidanlar içerdiğinin göstergesidir.
5- Arkadaşlarınızla kitap tartışma grubu oluşturun
“Okumak sadece beyninizi geliştirmekle kalmıyor, okuduklarınız üzerine tartışmak şaşırtıcı bir süratle hafızanızı geliştiriyor.” Bu sözlerin sahibi nörobilimci ve Center for BrainHealth’nin (Beyin Sağlığı Merkezi) kurucusu Dr. Sandra Bond Chapman. Düzenli kitap okumak beynimizin frontal lobunu güçlendiriyor. Dr. Chapman’ın açıklamasına göre “Frontal lob en son gelişen ancak yaşlanmayla birlikte ilk zayıflamaya başlayan bölge. Frontal lobun fonksiyonlarını güçlendirmek için okuduklarını tartışmak, kitaptaki mesajları çözümlemek, satır aralarını ve söylenmeyenleri görmeye çalışmak gibi derin düşünme aktiviteleri içinde bulunmak son derece faydalı.”
6- Yoga yapmaya ne dersiniz?
Yoga eğitmeni Gina Norman “Kuzey Carolina Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma meditatif egzersizlerin eleştirel düşünmeyi güçlendiren bilişsel yetileri kuvvetlendirdiğini gösteriyor.” diyor. Psikolog ve fizyoterapist Dr. Elizabeth Lombardo’a göreyse, yoga yapmasanız bile benzeri beden-zihin dengesini sağlayan benzeri aktiviteler de beyin gücünüzü destekliyor. “Egzersiz vücuttaki, dolayısıyla beyin ve beynin hafızadan sorumlu alanlardaki kan dolaşımını hızlandırır. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada, düzenli hareket yapması sağlanan farelerin beyinlerinin yaşlanmayla birlikte zayıflayan hipokampus bölgesinde yeni hücrelerin oluştuğu gözlendi. Bu yüzden merdiven inip çıkın, dans edin, yürüyüş yapın ya da eğlenceli bir şeyler isterseniz çocuğunuzla birlikte yatağın üstünde zıplayabilirsiniz.”
7- Biberiye koklayın
Maydanoz, adaçayı ve kekik kokuları zihne iyi gelir; ama söz konusu hafıza gelişimi ise, biberiye kraldır desek yeri. İngiltere’de yapılan bir araştırmada kokuların zihinsel performans üzerindeki etkisi ölçüldü. Biberiye kokusuna maruz bırakılan ofis çalışanlarının uzun süreli hafızalarının, herhangi bir kokuya maruz bırakılmayanlara göre daha güçlü olduğu gözlendi. Aromaterapist Cher Core “Hafızaya dost başka esanslar da var; ancak biberiye en ekonomiği ve en iyisi…” diyor ve ekliyor: “Havaya biberiye kokusu püskürtün, parfüm olarak kullanın ya da buhar olara uygulayın. Hafıza, konsantrasyon ve odaklanma sorunu olanlar için harika bir tercih olacaktır.”
8- Dikkatinizi o ana verin
“Uzmanlara göre hafıza problemlerimizin önemli bir bölümü yeterince dikkat etmemekten ve öğrendiklerimizi zihnimize düzenli şekilde kaydetmemekten kaynaklanıyor. Yani sorun hafızamızda değil, onu doğru kullanamayan bizde. Kaydetmediğiniz bilgiye ulaşamazsınız.” Bu sözlerin sahibi Northwestern Üniversitesi öğretim üyesi Linda Edelstein. Peki dikkatimizi artırmanın ilk yolu nedir? Şudur: Aynı anda birden fazla şey yapmayı bırak ve tüm varlığınla orada ol. Bu da şu demek; yemek yerken bulmaca çözmeyi, kitap okurken TV izlemeyi, biriyle tanıştırılırken dün akşamki maçı düşünmeyi bırakın (böylece o kişinin ismini hatırlama ihtimaliniz yükselir).
9- Yeni bir şarkı öğrenin
10 sene öncesinin şarkılarını söyler misiniz bazen? Hatta çocukluğunuzun hit şarkılarını… Sözleri hâlâ aklınızdadır. Kelime öğrenmek eğlenceli olduğu kadar beyin için faydalıdır da… Beyin sağlığı ve hafıza uzmanı Dr. Cynthia Green diyor ki: “Bir şarkının sözlerini ezberleyerek en azından iki tür hafızayı etkinleştirirsiniz; işitsel ve sözel hafıza… Ve bu çok sık rastladığımız bir durum değildir. Beyninizi sürekli entelektüel ilgi alanlarıyla meşgul etmek ‘bilişsel rezervinizi’ genişletir ve uzun vadede bunama riskini azaltır.”
10- Bir şeyler çiziktirin
En son ne zaman elinize bir kağıt aldınız ve kalpler, çiçekler, böcekler, aklınıza ne gelirse çiziktirdiniz? Şaşırtıcı ama beyin sağlığı ve hafıza uzmanı Dr. Cynthia Green şunları söylüyor: “Kağıt üzerinde serbestçe gezinen bir kalem beynin hafıza merkezlerini güçlendirir.” Öğrenme ve hafızada ilk adım olan kağıt ve kalem kullanımının aynı zamanda konsantrasyonu artırdığı da araştırmalarca kanıtlandı.
Karen Holt
Beynimizdeki Renkler
Rengarenk beynimiz ve biz!
Şuanda da bilhassa işe alım ya da terfi durumlarında kullanılan analiz testlerinden pek çoğunda beynin bu loblarının hangisinin daha aktif ve birbirleriyle ne kadar ilintili çalıştıklarına bakılıyor. Eğer sizde hangi lobunuzun yaşamınızı yönettiğini farkederseniz, belki diğerlerini de aktive etmeyi seçerek hem zihin, ruh, duygu açılarından daha dengeli bir hayat yaşayabilir, hem de bilhassa iş yaşamında tercih edilen kişi haline gelebilirsiniz.
Sarı lobu baskın kullananlar: Beynin sağ üst tarafı sarıdır ve yaratıcı zekanın diğer adıdır. Risk alan, yaratıcı, marjinal, büyük resme bakan, verileri iyi yorumlayabilen insanlardır. Çok iyi bir tasarımcı olabilirler, hayal dünyaları geniştir. Problem çözücü özellikleri baskındır. Parasal konuların idaresinde başarılı değildirler. Sarı loblular, planın ve sistem baskısının olduğu yerde yaratıcı olamaz.
Kırmızı lobu baskın kullananlar: Beynin sağ alt lobudur ve duygusallığı simgeler. Mantıkla araları yoktur, ne hissettikleri onların karar vermesinde en önemli etkendir. Anı yaşamayı seçtikleri için zaman yönetimi konusunda iyi değildirler. Bireysellikten çok ekip ruhuna inanırlar, herkesin faydasına olacak işlerde oldukça başarılı sonuçlar alabilirler. Konuşma ve ikna etme becerileri üst düzeydedir. Kişisel gelişim uzmanları, psikologlar, terapistler genelde kırmızı lobu etkin kullanan insanlardır. Kırmızı lobu yönetmek duyguları yönetmek demektir. Mesala kırmızı lobunu iyi yönetemeyen bir bayan yönetici, ekibindeki güzel kadın çalışanla anlaşamaz, kıskandığı için onun sürekli hatalarını arar ve bulur, buda hem kendisini hem çalışanını mutsuz edebilir. Benim gözetmen olarak katıldığım işe alımlarda seçici kişi kadınsa, seçilmek için gelen kadın adayla yaptığı görüşme en pür dikkat izlediğim sahnelerdir.
Yeşil lobu baskın kullananlar: Beynin sol alt lobudur ve organizasyonu simgeler. Küçük yaşlarda kategori etmeye oyuncaklardan başlayan, büyüdükçe iyi organizasyon yapan çalışkan kişilerdir. Hayatı planla yaşayan, saygı duyulmayı isteyen, dakik, problem istemeyen ama risk almayan, söz odaklı insanlardır. Detaycıdırlar. Mesala bir organizasyon için onlarca yerden fiyat teklifi alırlar. Bir işletme için yeşil lobu baskın kullanan bir yönetici çoğu zaman tercih sebebidir çünkü yeşil önce işletme karını düşünür, ancak astlar için yeşil loblu bir yöneticiyle çalışmak kolay olmayabilir. Ekonomist ve siyasetçilerin büyük bir çoğunluğunun baskın lobu yeşildir.
Mavi lobu baskın kullananlar: Beynin sol ön lobudur ve matematiksel bakış açısını simgeler. Her şeyi formüle etmeyi severler, üzgünüm ki aşkı bile. Aşkı bir matematik işlemi gibi formüle ederler ve genelde hayallerindeki aşkı yaşayamazlar. Rakamlardan, grafiklerden iyi anlarlar, teknik becerileri ve fizik-matematik ilgileri üst düzeydedir. Mühendisler genelde mavi lobu baskın insanlardır. Mavi lobu baskınlar genelde erkektir ve diğer loblarıyla dengede değilse genelde asosyal insanlardır. Bunu farkeden mavi loblu erkekler denge için sarı lobu baskın kullanan bir kadınla evlenebilirler. Liderlik ve yöneticilik için fazla tercih edilmezler, daha çok bir işin sistemini ortaya koyacak konumlara daha uygundurlar.
Üzerinde büyük araştırmalar yapılarak sonuçlandırılmış beynimizin bu baskın tarafları konusunu incelemeniz yaşam kalitenize katkı sağlayabilir. Bu konuyu bilen birisi, iki mavinin birlikteliğinin daha önce yapılmış planlamalar yüzünden çok sıradan ve durağan geçeceğini, iki sarının çok iyi iş arkadaşı olabilirken evlilikte mutlu olabilme ihtimallerinin adrenaline olan düşkünlükleri yüzünden düşük olacağını, iki yeşilin fazla garantici olacakları için sistemli bir evlilikleri olacağını, yeşil kuralcı sarı kuralsız olduğu için iş ya da özel yaşamda yeşil ile sarının bir arada olamayacağını, en büyük çatışmaların her zaman sarı ile yeşil arasında geçtiğini, yeşil ile mavi evlenirse son derece uyumlu olabileceklerini, iki kırmızının sık tartışsalar bile hem iyi eş hem iyi arkadaş olabileceğini, hele kırmızının ikincil lobu sarıysa oldukça iyi birliktelik yaşayabileceklerini tahmin edebilir.
Rengarenk beynimizi ve imkanlarımızı en etkin şekilde kullanarak, rengarenk bir yaşam sürebilmek dileği ile.
Yazan : Hülya Konar
Beynimiz ve Biz
Kendinizin ve beyninizin farkında olun!
Beyinde iki farklı doku çeşidi mevcuttur, gri madde ve beyaz madde. Gri madde, sinir hücrelerinden oluşur. Araştırmalar, gri madde yoğunluğu ile zeka arasında ve bilhassa özellikle dil, hafıza ve dikkat alanlarında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Gri madde, zihin hesaplamalarının yapıldığı ve hafızanın depolandığı yerdir. Beyin gücümüzün artması için gri maddenin de yoğunluğunun artması gerekir. Bunun içinde fiziksel ve zihinsel aktivitemizi yüksek tutan ortamlarda ve şartlarda yaşamak yüksek fayda sağlar.
Beynimizin kapasitesini, gri maddenin yoğunluğunu arttırmak için neler yapabileceğimize bir göz atalım.
1. Sürekli yapmanız gereken işlerin sıralamasını ve yerlerini belirli aralıklarla değiştirin. Mesala dişlerinizi hep sağ elinizle fırçalıyorsanız, ara ara sol elinizi kullanın.
2. Sık bulmaca çözmek, bilhassa sudoku beynin çalışma performansını arttırabilir. Satranç ve puzzle yapımı gibi aktiviteler zihinsel egzersizdir ve çok faydalıdır. Zihni geliştirici eğlenceli oyunlar oynamak ya da bir hobiyle uğraşmak, kısacası sizi dinlendiren ve eğlendiren bir şeyler yapmak beyninizin daha iyi biçimde düşünmesine yardımcı olacaktır. Beynin çalıştırılması sürekli yeni nöron bağlantıları geliştirilmesine yol açar.
4. Kan şekerini sabit ve yüksek tutmak, beynin tam kapasiteli çalışmasını sağlar. Beyin, hızlı şokları sevmez. Bununla birlikte, şekerden kaçının. Karbonhidratlar genellikle beyninizin bulanıklaşmasına yol açar. Çünkü şeker aldığınızda onu karşılamak için kana insülin salgılanır. Eğer önemli bir zihinsel iş yapacaksanız hemen öncesinde makarna, şeker, beyaz ekmek ve patates cipsi gibi şeylerden sakının.
5. Gözleriniz kapalı duş almayı deneyin. Sabununuzu, şampuanınızı el yordamıyla bularak, dokunma duyunuzu geliştirin. Veya aracınıza bindiğinizde hareket etmeden önce kontağın, radyonun, el freninin yerlerini eliniz yardımıyla bulmayı deneyin.
6. Estetik algınızın ve görselliğinizin gelişmesi için sık sık fotoğraflara veya etrafınızdaki manzara görüntülerine bakın.
7. Öğle yemeklerine her zaman aynı saatte bir rutin iş gibi gitmemeyi deneyin. Size ayrılmış zaman diliminin farklı aralıklarında yemeye vakit ayırın. Eğer imkanınız varsa hep aynı masa ve sandalyeye oturmayın.
8. Başınızı sık sık gökyüzüne çevirip gündüzse bulutların hareket etmesini izleyin, geceyse yıldızları bir noktayı başlangıç alarak saymayı deneyin. Sık ağaçlı bir ormandaysanız ağaçları gözlerinizle sayın.
9. Yeni insanlar tanımaya, onlarla dostluk kurmaya, yeni yerler keşfetmeye çalışın. Yeniye her daim yer açın. Yeni şeyler öğrenin. Bu beyne egzersiz yaptırmanın bir başka yoludur. Yeni bir şey öğrendiğinizde beyniniz buna uyum sağlamak için yepyeni bağlantılar geliştirmek zorunda kalır.
10. Gülmeyi sevin ve gülün Güldüğünüzde salgılanan endorfin sayesinde stres düzeyiniz azalır ve bu da beyin için uzun vadede oldukça yararlıdır. Gülerken şarkılarda söyleyin. Şarkı söylemek, sağ beyinle temasa geçmenizi ve onu çalıştırmanızı sağlar.
11. Gün içerisinde yetişkin bir insanın beyninden 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Bu nedenle düşüncelerinizin olumlu yönde olmasın dikkat edin.
12. Beyni en çok yoran ve olumsuz etkileyen etkenlerden biriside strestir. Stres, sinir sisteminin normal işleyen biyokimyasal mekanizmasını bozarak, tahrip eder. Dengeler bozulur ve istenmeyen davranışlar meydana gelebilir. Stres düzeyinizi bilinçli olarak azaltmak için gevşeme tekniklerden yararlanın.Stresi kendi başınıza kontrol altına alamıyorsanız, yaşam kalitenizi her anlamda yükseltmek için mutlaka konuyla ilgilenen bir uzmandan destek almayı denemelisiniz.
13. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” Zihin ve beden birbiriyle bağlantılı çalışır. Aralarındaki dengeyi kurabilmek için düzemli olarak egzersiz yapın. Bedeni dinçleştiren hareketler yapmak, beyin gücünüzü ve enerjinizi tazeler. Bu da konsantrasyonunuzu, dikkat seviyenizi, düşünce güzünüzü arttırır. Gerek spor yaparken gerekse hayatın tüm akışında yeterince su içmeyide ihmal etmeyin, zira insan beyninin %78’i suyla kaplıdır. Cambridge Üniversite’sinde yapılan bir çalışmada bilim adamları, sürekli koşma tekerleği bulunan ve bulunmayan iki ayrı fare grubunu incelediler. Birkaç gün sonra her iki grubu da bilgisayar ekranında birçok hafıza testine tabi tutan araştırmacılar, hareketsiz grubun hafıza testinde en kötü sonuçları aldığını gördüler. Bilim adamlarının farelerden aldıkları beyin dokuları, koşan farelerin deney sırasında beyinlerinde yeni gri madde miktarının arttığını gösterdi. Deney sırasında günde ortalama 24 kilometre koşan farelerin beyninde 6 bin civarında yeni hücre oluştuğu görüldü.
14. Televizyon izlemek, zihinsel kapasitenin durağanlaşmasına neden olur. En önemli enerji düşüren aktivitelerden birisidir. Yoğun bir şekilde televizyon karşısında tembellik etmek yerine kitap okumayı ya da müzik dinlemeyi tercih edebilirsiniz. Kitap okumak veya müzik dinlemek, beyninizi televizyon izlemekten daha aktif ve enerjik tutar. Yapılan çalışmalar sonucunda klasik müziğin IQ skorunu yaklaşık 7 puan arttırdığı gözlemlenmiştir. California Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada bir müzik aleti çalan ve koroya katılan çocukların problem çözme ve mekansal düşünebilme konularında diğer çocuklara oranla daha büyük bir gelişme kaydettikleri görülmüştür.
15. Bilim adamı ve yazar Carl Sagan “beynimiz eşittir zihnimiz” der. Zihin, her türlü bilinçlilik ve zekâ biçimlerini, anlama, bilme ve unutmama kuvvetini anlatan genel bir terimdir. Zihninizi daha etkin ve olumlu yönde kullanma çalışmaları yapın. Eğer siz zihninizi yönetemezseniz, o sizi yönetir! Zihninizi netleştirin. Dağınık odalar ve ofisler dağınık düşünmeyi körükler. Zihinsel işler yapacağınız yeri buna uygun biçimde organize edin.
16. Kitap okumak, sağ ve sol beyni aynı anda çalıştırır. Okurken sağ beyin ile okuduklarımızı hayal ederken sol beyin ile okuduklarımızı takip eder kavrarız. Ayrıca zaman zaman kitapları ortadan ya da sondan okuyup, sonrasında okumalarını birleştirmekte önemli bir zihinsel egzersizdir. Zihninizi uyaran ve harekete geçirebilecek kitapları okumak için vakit ayırın. Eğer düşünme ve yazma yeteneğinizin gelişmesini istiyorsanız, sizi okurken zorlayacak kitapları seçin. Anlamını bilmediğiniz kelimeler için sözlüğe bakmaktan kaçınmayın ve o yeni kelimeyi kendi hafızanıza yerleştirin.
17. Sabahın erken saatleri günün en bereketli ve en taze saatleridir. Bu saatlerde uyanık olmaya ve fiziksel bir rahatsızlığınız yoksa 7 saatten fazla (genetik faktörlerin etkisi ile yaşa göre ve kişiden kişiye değişebilir)uykuya zaman ayırmamaya özen gösterin. Uyku beynin bir fonksiyonudur. Hiçbir hayati organın tamamen durmadan, hatta belli beyin bölümlerinin daha fazla çalışırken, vücudun diğer bölümlerinin istirahata sevk edildiği bir haldir. Bu nedenle bedenimizin uykuya ihtiyacı vardır ancak gereğinden fazla uyumak, kişiyi uyuşuk yapar, zihinsel aktivitelerini zayıflatır, konsantrasyonunu düşürür, iş yapma isteğini güçsüzleştirir. İnsanlar çok fazla uyudukları zaman, beyinleri de çok fazla çalışıyor. Sonuç olarak beyin yoruluyor ve bu da yaşlanmaya yol açıyor. Eğer gün içerisinde erken uyanmanızdan dolayı uyku basarsa en fazla 10-20 dakikalık bir şekerleme yapabilirsiniz, bu sizi hızlı bir şekilde şarj eder.
18. Beyni yoran ve yıpratan en önemli şey monoton bir yaşam tarzıdır. Beyin elektro-biyokimyasal reaksiyonlarla çalışır ve elimiz, kolumuz gibi gibi fiziksel anlamda yorulmaz. Eğer beyninizin güçlü olmasını istiyorsanız monoton bir hayata değil, imkanlarınız dahilinde neşeli ve keyif dolu, sürprizlere açık bir hayat sürmeyi seçin. Rutinin dışına çıkın.
19. Beyin, siz ayaktayken ve açık havadayken yaklaşık yüzde 10 daha yüksek performansla çalışır. Önemli kararlarınızı alırken bu madde mutlaka aklınızda olsun.
20. Hepimizin dahil olduğu yaşam telaşında, kendinize zaman ayırın, içe dönme egzersizleri yapın. Meditasyon bu konuda en etkili yöntemdir, benimde vazgeçilmezlerimdendir. Meditasyon, düşüncenin konsantrasyon konusunda doğru ve düzenli akışıdır; konsantrasyonun hemen arkasından ortaya çıkan haldir. Meditasyon, günlük yaşamımızda stresi yönetme, yaptığımız faaliyete daha iyi odaklanma, zamanı kaliteli bir biçimde kullanma becerisi, hepsinden önemlisi de bizlere farkındalık kazandırmaktadır. Dr. Deepak Chopra, meditasyonun DHEA hormon düzeyini arttırdığını, bu hormonun da yaşlanma sürecini tersine çevirdiğini, yaptığı araştırmalar sonucunda ortaya çıkarmıştır. DHEA, adrenalin bezleri tarafından doğal olarak üretilen bir hormondur. DHEA seviyesi, 30 yaşından sonra doğal olarak bu hormon azalmaya başlar, buna karşılık kortizon salgısı çoğalarak yaşlanmamıza hız kazandırır. Yapılan araştırmalar, bu hormonun yaşlılara dışarıdan verilmesiyle zihinsel performansın arttığını, belleğin ve bağışıklık sisteminin güçlendiğini göstermiştir.
Şu an hemen bir meditasyon tekniği uygulayabilirsiniz; öncelikle dik oturun. Duruşunuz bedeninizdeki fizyolojik mekanizmaları ve dolayısıyla zihinsel süreçlerinizi etkiler. Gözlerinizi kapayın ve dikkatinizi nefesinize yöneltin. Kaslarınızı gevşetmeniz meditasyonunuza yardımcı olacaktır. Eğer zihniniz rahat durmaz, ilginiz dağılırsa dikkatinizi yalnızca nefesinize yöneltin. On dakikalık bir meditasyon sizi gevşetir, zihninizi temizler ve özellikle zihinsel bir iş için sizi hazır hale getirir.
Beyniniz kuvvetli, ruhunuz özgür, yüreğiniz sevgi dolu kalın! Sıhhatle.
Yazan : Hülya Konar / Calipso
SEVGİNİN FAZLASI
Sevginin fazlası da zehirliyor. Nasıl mı?
“Aldığınız gıda ya da maruz kaldığınız gaz zehirlenmesi gibi olmasa da fazla sevgi de kişileri zehirleyebiliyor.” Bu tespit, Üsküdar Üniversitesi’nden Uzman Klinik Psikoloğu Zehra Erol’a ait. Çok fazla sevmenin olumsuz bir durum olmadığını vurgulayan Erol, duygular aşırı olduğunda davranışların kontrol edilemez hale geleceğini ve kişiye zarar verici olabileceğini belirtiyor. Öyle ki yaşanan bu yoğun duygular kişinin algılarını daraltıp bazı şeyleri görmesini de engelliyor. Uzm. Psk. Erol bir örnekle durumu şöyle açıklıyor:
“Yoğun sevgi yaşayan kişi karşısındakinden gördüğü ilgiye odaklanırken aynı kişinin aşağılayıcı, hakaret eden tutumlarını göremeyebilir. Karşımızdakini ve ilişkiyi gerçekçi bir şekilde görmemizi engeller. Davranışlarımız üzerinde de belirgin etkilerde bulunur. Sevilen kişinin merkezde olmasını ve mutluluğun o kişiye bağımlı olmasına neden olur. Sevgi duygusunu yoğun yaşayan kişilerde ilişki üzerinde aşırı odaklanma, kontrol duygusu, kaygı içi içedir. Bu kişilerde yoğun sevgi heyecan ve kaygı birbirine karışmıştır. Bu nedenle de bu yoğun duygular bir yandan kişiyi yorsa da yoğunluğun verdiği heyecan duygusu da tatmin edicidir.”
Erol, aşırı sevgi yaşayan kişinin karşısındaki için ise durumun aynı olmadığını söylüyor: “Başta heyecan veren bu durum sonrasında zorlayıcı olabilir. İlişkide sevgisini göstermek için aşırı verici davranan, bunu karşısındakine hissettiren kişinin beklentileri karşısındakinin özelliklerini de dikkate alarak değil, tamamen kendi ihtiyaçlarına odaklı şekillenecektir. Aşırı sevgi yaşayan kişi beklentileri gerçekleşmeyince bunu bazen direkt, bazen de dolaylı yoldan ifade eder. İstediği oluncaya kadar da karşı tarafı zorlar.”
“SEVGİ BOĞUCU NİTELİK KAZANABİLİR”
“Karşı taraf için durum boğucu hale geldiyse ilişki alarm verir” diyen Psk. Zehra Erol, sevmek ile karşı tarafı “boğmak” arasındaki farka dikkat çekiyor: “Günde 3-4 kez aranmayı sevginin ifadesi olarak gören kişi 1 kez arandığında bunu yetersiz görecek ve karşı taraf onu 3-4 kez arayana kadar zorlayacaktır. Bu olmadığında da somurtarak, inciterek, bunun doğru olduğunu vurgulayarak istediğini yaptırmaya çalışacaktır. Bu durum da karşı tarafın sıkıntı yaşamasına neden olur. Karşınızdaki için durum boğucu hale geldiyse ilişkiniz alarm veriyordur. Sevginizi göstermek ile karşınızdakini boğmak arasında fark vardır. Yoğun sevgi yaşayan kişiler bunu kontrol davranışlarıyla şekillendirirler.”
“BAZI TUTUMLAR BAŞTA CAZİP GELİR, SONRA SIKICI OLUR”
Erol 3 tutuma vurgu yapıyor:
• Karşısındaki kişinin ilgisini, dikkatini çekmek için aşırı çabalayarak,
• Karşısındaki kişinin sorunlarını üstlenip çözmeyi kendine görev edinerek,
• Aşırı koruyarak.
• Karşısındaki kişinin ilgisini, dikkatini çekmek için aşırı çabalayarak,
• Karşısındaki kişinin sorunlarını üstlenip çözmeyi kendine görev edinerek,
• Aşırı koruyarak.
Bu üç tutumda başta cazip gelebilir. Oysaki temelde aşırı sevgi talep etme içerdiğinden bencillik de içerir. Bu şekilde aşırı tepkileri olan sevgisini bu şekilde gösteren kişi, karşısındakinden de benzer tepkiler bekleyecektir. Bu olmadığında da sevilmediğini düşünüp sevgiyi alabilmek için çabalayacaktır. Bu tutumlar karşı tarafın özel alanlarını da daraltacağından kişi adeta sevgi zehirlenmesi yaşar. Çünkü ilişki her tarafını adeta kuşatır. İlişkide nefes alacak boşluklar olmaz. Yukarıdaki tutumlarda olduğu gibi görünüşte iyi niyetli olduğu için sevgi-öfke çatışması da yaşatır sevilen kişiye. Bir yandan korunmak, sorunların çözülmesi kişiyi mutlu ederken diğer yandan da fazla müdahale kişinin kendini kıstırılmış hissetmesine neden olur ve öfke uyandırır. İlişki sürecinde aşırı sevgi içinde kaygı, kontrol duygusu ve kızgınlık gibi farklı duyguları da barındırır.”
Duyguların şiddeti ve yoğunluğunun davranışları belirlediğini vurgulayan Erol, bu nedenle duyguları tanımlama ve uygun şekilde göstermenin, ilişkinin sürekliliği açısından bir hayli önemli olduğunu sözlerine ekliyor.
Kaynak : Ntvmsnbc
Kaydol:
Yorumlar (Atom)