23 Haziran 2013 Pazar

İngiltere dünyadaki elektronik bilgiyi ABD ile paylaşıyor

İngiltere dünyadaki elektronik bilgiyi ABD ile paylaşıyor

Pentagon'a bağlı Ulusal Güvenlik Dairesi'nin (NSA) gizli belgelerini sızdırarak Washington yönetimini zora sokan Edward Snowden, yeni gizli belgeleri medya ile paylaşmaya devam ediyor.

İngiliz Guardian gazetesinin bugünkü özel haberine göre, İngiltere iletişim ve istihbarat birimiGCHQ, dünyadaki bütün telefon konuşmaları ve internet bilgi akışına özel bir erişime sahipbulunuyor. Buradan elde ettiği bilgiyi 30 gün depolama teknolojisine sahip bulunan GCHQ'nun, bu bilgileri süzerek analiz ettikten sonra Amerikan ortağı NSA ile paylaştığı iddia ediliyor.

Edward Snowden'in Guardian ile son olarak paylaştığı "Mastering the Internet and GlobalTelecoms Exploitation (İnternet ustalığı ve global telekomünikasyon sömürüsü)" isimli gizlibelgede anlatılan faaliyetler, ‘Tempora' kod adıyla isimlendiriliyorTempora ile amaçlanan şeyin,dünyadaki internet ve telekomünikasyon ağlarından olabildiğince çok bilgi elde etmek ve bubilgileri süzerek istihbarat veri bankası oluşturmak olduğu belirtiliyor. Sistem sayesindedünyadaki tüm telefon görüşmeleri, e-maillerpaylaşılan dosyaların yanı sıra hangi internetsayfalarına girildiğine varıncaya kadar her tür bilgi elde edilip işlemden geçiriliyor.

Haberde GCHQ'nun, 18 aydır faaliyette olan Tempora sistemi sayesinde dünyadaki tüm fiber optik ağları ve telekomünikasyon ses akışından elde edilen bilgileri 30 güne kadar depolayabildiğine dikkat çekiliyor. Depolanan bu bilgiler süzülüp analiz edildikten sonra İngiliz ve Amerikan istihbarat birimlerinin kullanımına hazır hale getiriliyor.

Guardian'a yaptığı açıklamada Snowden, İngiltere'nin de bu işte Amerika kadar parmağı olduğunu ifade ediyor. Snowden, "Hatta İngiltere, ABD'den daha da kötü durumda." diyerek iki müttefik ülkenin istihbarat konularında nasıl ortaklaşa hareket ettiğini gözler önüne seriyor.

İngiliz elektronik istihbarat birimi GCHQ'nun teknik kapasite olarak dünyanın en iyisi olduğu öne sürülüyor. İngiliz yetkililere göre de GCHQ, NSA'ya nazaran çok daha büyük ‘meta-data' üretebiliyor. 

Haberde ayrıca, 850 bin NSA çalışanı ve anlaşmalı özel Amerikan şirketlerinin, GCHQ'nun veri bankasına erişim yetkisi olduğu ileri sürülüyor. 

Edward Snowden, NSA'nın Prizma (PRISM) adlı program yoluyla, telekomünikasyon operatörleri ve dünyanın en büyük 9 internet şirketinin veri tabanına girerek konuşmaları, e-mailleri, paylaşılan dosyaları hatta bilgisayardaki tüm bilgileri gizlice topladığını basına sızdırmıştı. Geçtiğimiz ay Hong Kong'a giden ve buradan basına gizli programın belgelerini sızdıran Snowden'in şu an tam olarak nerede olduğu bilinmiyor.
Kaynak: CİHAN


Pentagon'a bağlı Ulusal Güvenlik Dairesi'nin (NSA) gizli belgelerini sızdırarak Washington yönetimini zora sokan Edward Snowden, yeni gizli belgeleri medya ile paylaşmaya devam ediyor.

İngiliz Guardian gazetesinin bugünkü özel haberine göre, İngiltere iletişim ve istihbarat birimiGCHQ, dünyadaki bütün telefon konuşmaları ve internet bilgi akışına özel bir erişime sahipbulunuyor. Buradan elde ettiği bilgiyi 30 gün depolama teknolojisine sahip bulunan GCHQ'nun, bu bilgileri süzerek analiz ettikten sonra Amerikan ortağı NSA ile paylaştığı iddia ediliyor.

Edward Snowden'in Guardian ile son olarak paylaştığı "Mastering the Internet and GlobalTelecoms Exploitation (İnternet ustalığı ve global telekomünikasyon sömürüsü)" isimli gizlibelgede anlatılan faaliyetler, ‘Tempora' kod adıyla isimlendiriliyorTempora ile amaçlanan şeyin,dünyadaki internet ve telekomünikasyon ağlarından olabildiğince çok bilgi elde etmek ve bubilgileri süzerek istihbarat veri bankası oluşturmak olduğu belirtiliyor. Sistem sayesindedünyadaki tüm telefon görüşmeleri, e-maillerpaylaşılan dosyaların yanı sıra hangi internetsayfalarına girildiğine varıncaya kadar her tür bilgi elde edilip işlemden geçiriliyor.

Haberde GCHQ'nun, 18 aydır faaliyette olan Tempora sistemi sayesinde dünyadaki tüm fiber optik ağları ve telekomünikasyon ses akışından elde edilen bilgileri 30 güne kadar depolayabildiğine dikkat çekiliyor. Depolanan bu bilgiler süzülüp analiz edildikten sonra İngiliz ve Amerikan istihbarat birimlerinin kullanımına hazır hale getiriliyor.

Guardian'a yaptığı açıklamada Snowden, İngiltere'nin de bu işte Amerika kadar parmağı olduğunu ifade ediyor. Snowden, "Hatta İngiltere, ABD'den daha da kötü durumda." diyerek iki müttefik ülkenin istihbarat konularında nasıl ortaklaşa hareket ettiğini gözler önüne seriyor.

İngiliz elektronik istihbarat birimi GCHQ'nun teknik kapasite olarak dünyanın en iyisi olduğu öne sürülüyor. İngiliz yetkililere göre de GCHQ, NSA'ya nazaran çok daha büyük ‘meta-data' üretebiliyor. 

Haberde ayrıca, 850 bin NSA çalışanı ve anlaşmalı özel Amerikan şirketlerinin, GCHQ'nun veri bankasına erişim yetkisi olduğu ileri sürülüyor. 

Edward Snowden, NSA'nın Prizma (PRISM) adlı program yoluyla, telekomünikasyon operatörleri ve dünyanın en büyük 9 internet şirketinin veri tabanına girerek konuşmaları, e-mailleri, paylaşılan dosyaları hatta bilgisayardaki tüm bilgileri gizlice topladığını basına sızdırmıştı. Geçtiğimiz ay Hong Kong'a giden ve buradan basına gizli programın belgelerini sızdıran Snowden'in şu an tam olarak nerede olduğu bilinmiyor.
Kaynak: CİHAN

Diyanet İşleri Başkanı'nın Berat Kandili mesajı


Diyanet İşleri Başkanı'nın Berat Kandili mesajı

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Berat Kandili'nin manevi kayıplar üzerine yeniden düşünme,bütün insanlığın huzurunu, barışını ve esenliğini isteme günü olduğunu belirtti.

Görmez, "Bu geceler bize, hem karşılaştığımız ve karşılaşacağımız ağır ve çekilmez acılardankurtulma yolları hakkında düşünme hem de zaman zaman yersiz ve temelsiz hedefler adına bizlerin birbirimize reva gördüğü sıkıntıları sorgulama imkanı vermelidir" değerlendirmesinde bulundu.
Görmez, yayımladığı kandil mesajında, Berat Kandili'nin, İslam kaynaklarında "rahmet, icabet, gufran, kısmet, takdir, hayat ve mübarek" olarak nitelendirildiğini belirtti.
"Berat gecesini idrak her türlü zaaflarımıza, isyanımıza, nisyanımıza ve tuğyanımıza rağmen yüce Rabbimizin affediciliğini unutmadığımızı gösterir" ifadelerini kullanan Görmez, Allah'tan af bekleyenin affedici, bağışlanma dileyenin bağışlayıcı olduğunu vurguladı.
Her yıl ramazan ayına on beş gün kala idrak edilen Berat Kandili'nin, Allah'ın affına mazhar olmak kadar affedici olmayı da öğrettiğini aktaran Görmez, Allah'ın hoşnutluğunu isteyenin, hiç kimseyi hor ve hakir görmeyeceğini, Allah'ın sevgisine ulaşmak isteyenin daima yüreğinde sevgi ve merhamet taşıyacağını bildirdi.
Her insanın beratının kendi elinde olduğunu vurgulayan Görmez, şöyle devam etti:
"Beratın yegane sahibi elbette yüce Rabbimizdir. Zira biz O'na bir adım yaklaşırsak O bize bin adım yaklaşır. Biz kendi yapıp ettiklerimizi bilir, her türlü kötü amellerimizden nasuh tövbe ile uzaklaşır, salih amel ile O'na yönelirsek Allah'ın mağfireti şüphesiz bize erişir. Biz, bize yapılanlar karşısında kin ve intikam duygularıyla hareket etmez ve affedici olursak Allah da bizi affeder. Biz, zorda ve darda kalanların zorluğuna ve darlığına yardım edersek Allah da bizim zorluklarımızı ve darlıklarımızı ortadan kaldırır. Biz kendimiz için istediğimiz güzel şeyleri başkaları için de istersek Allah da bize tüm güzellikleri ihsan eder. Biz anaya babaya iyilik eder ve yakınlarımızı gözetirsek Allah da bizi hiçbir iyilikten mahrum etmez, her zaman yanımızda olur. Biz din, dil, mezhep, meşrep ayrımı yapmadan tüm mazlumların yanında olursak Allah da bizi zalimlerle imtihan etmez. Biz yanlış yaptıklarımızdan pişman olursak Allah bizi doğru yola sevk eder ve kendi beratımızı ellerimizle almış oluruz. İşte bu gece bütün bunları düşünerek beratımızı hak edip etmediğimizin muhasebesini yapacağımız bir gecedir."
"Kalpleri karartan atmosferi değiştiremezsek dirilişimizi gerçekleştiremeyiz"
Mahşer günü, insanın bu dünyada yaptıklarıyla dirileceğini belirten Görmez, bu dünyanın kalpleri karartan atmosferi değiştirilemezse dirilişin gerçekleştirilemeyeceğini vurguladı. Görmez, Berat gecesinin yeniden dirilmek için milat kabul edilmesini, geri kalan ömrün bozgunculuk ve ifsatla değil imar ve inşayla geçirilmesini tavsiye etti.
Görmez, şunları kaydetti:
"İnsanlık için gönderilmiş hayırlı bir ümmetin fertleri olarak her birimize yüksek sorumluluklar düşmektedir. Etrafımızda olup bitenlere karşı duyarsızlığımızı sürdürerek, bizi sürekli kuşatan tuğyana karşı mütemadiyen kayıtsız kalarak salih bir mümin olma iddiasını korumamız mümkün değildir. Bu gecelerde adaletsizliklere, ikiyüzlülüklere, insanı baştan çıkaran ve onu Rabbinden uzaklaştıran iğvalara karşı gerekli duyarlılıklarla donanarak, dua ve niyazlarımızı bir özgürlük beratıyla taçlandırmak durumundayız. Bu geceler bize, hem karşılaştığımız ve karşılaşacağımız ağır ve çekilmez acılardan kurtulma yolları hakkında düşünme hem de zaman zaman yersiz ve temelsiz hedefler adına bizlerin birbirimize reva gördüğü sıkıntıları sorgulama imkanı vermelidir. Bugün artık hem insanlık hem ülkemiz adına topyekun yaşanan manevi kayıplar üzerine yeniden düşünmek ve bütün insanlığın huzurunu, barışını ve esenliğini isteme günüdür."
KANDİL GECESİ NASIL DUA ETMELİ?
"Allahım, kalplerimizi yumuşat, birbirimizi anlamamız için rahmetini tecelli ettir"
Berat Kandili'nde camilerde af dileneceğini, dua edileceğini belirten Görmez, şu ifadeleri kullandı:
"Hep beraber Rabbimize niyaz edecek ve diyeceğiz ki: 'Allahım kalplerimizi yumuşat ve birbirimizi anlamamız için rahmetini tecelli ettir, bize huzur ver, ülfet ver, bizi kan dökücülerden eyleme. Bize merhamet duygusu ver. Bize şuur ver, izan ver ve bizi insaftan ayırma. Bizi birbirimize düşürmek isteyenlere fırsat verme. Farklılıklarımızın fitne olarak kullanılmaması için bize basiret ve feraset ver. Ey Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma. Ey Rabbimiz, şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin."
Milletin ve tüm İslam aleminin Berat Kandilini tebrik eden Diyanet İşleri Başkanı Görmez, "Berat gecesinin başta ülkemiz olmak üzere tüm İslam aleminin her türlü dertlerden ve sıkıntılardan bir an evvel kurtulmasına, İslam ülkelerinde kardeşlik, dayanışma, barış, huzur ve güven ortamının yeniden tesis edilmesine vesile olması için Allah'a dua ve niyaz ediyorum" ifadesine yer verdi.
Kaynak: AA

13 dev proje 123 ülke ekonomisini solladı

İstanbul'da bedeli 102 milyar doları aşan dev projeler 123 dünya ekonimisinin yıllık gelirlerini aştı.
İstanbul'da devam eden ve başlanmak üzere olan dev projelerinin toplam bedeli 102 milyar doları aştı. Bu rakam Hırvatistan, Sırbistan, Litvanya'nın da aralarında olduğu 123 dünya ekonimisinin yıllık gelirlerinden daha fazla. Havalimanı, köprü, Kanal İstanbul'un dışında özel sektörün projeleriyle birlikte İstanbul gerçek bir ‘şantiyeye' dönmüş durumda…
Taksim yayalaştırılması projesiyle başlayan Gezi Parkı olayları dünyanın gözünü yeniden İstanbul'a çevirmesine yol açtı. Ülke içinde ve dışında olayın siyasi yönü tartışılırken şehir planlamacıları ve mimarlar da kentte yapılan projelere dikkat çekmeye çalışıyor. İstanbul'da kamu eliyle devam eden ve planlanan projelerin toplam bedeli 102 milyar doları aştı. Bu rakam birçok ülkenin yıllık gelirini solladı. 

Şehrin çehresini değiştirecek olan bu projelerin arasında kentsel dönüşüm de var, Kanal İstanbul'da. Bu projelerin bir kısmı kamu eliyle özel sektöre ihale edilmiş durumda. Haritada olmayan özel sektör tarafından yürütülen Ali Sami Yen Stadı, Zorlu Center gibi dev inşaat projelerinin yapımı da devam ediyor.
Hangi ülkeleri geride bıraktı?
Ülke GSYİH (milyar $) 
Libya 82 
Hırvatistan 60,1 
Bulgaristan 57 
Uruguay 49 
Özbekistan 49 
Slovakya 48,7 
Litvanya 45,9 
Slovenya 45 
Sırbistan 42,9 
Letonya 31,1
Kaynak: Akşam

25 Nisan 2013 Perşembe

5H Kuralı ile güzel yaşam sırları


5H Kuralı ile güzel yaşam sırları

Kişisel Gelişim ve NLP uzmanı Oğuz Saygın, hayatınızı güzelleştirecek 5H kuralı ile güzel yaşamın sırlarını açıklıyor.

HEDEF
Harika bir hayat sürmeniz için her şeyden önce kesinleşmiş bir hedefiniz olmalı. Bu hedef mantıklı, ulaşılabilir, motive edici ve zaman planlı olmalıdır. Büyük bir amacınız varsa ona ulaşmak istersen başka hedeflerinizin de gerçekleştiğini görebilirsiniz. Hedefiniz istemenin ötesinde kesinleşmiş olmalıdır.
HAYALLER
Burada hedefinizin gerçekleşmesi için gereken hayallerden söz ediyoruz. Hedefiniz gerçekleştiğinde nasıl bir hayata başlayacaksınız, nasıl bir çığlık atacak, sevdiklerinize nasıl sarılacaksınız, gözünüzden akan sevinç gözyaşı yanaklarınızdan inerken neler hissedeceksiniz. Bunları en ince ayrıntısına kadar hayal edin. Gerçekleştiğinde "ben bunu hayal etmiştim" diyeceksiniz.
HEYECAN
Hedefiniz belli, hayalleriniz var ama bundan heyecan duymuyorsanız bilin ki işiniz zor. Hayallerini gerçekleştirenler hedeflerinden ve hayallerinden büyük heyecan duyan kimselerdir. Hedefinize ulaştığınızı hayal ettiğinizde heyecanlanıyor musunuz? İşte o zaman büyük bir motivasyona sahipsiniz demektir. Kazanmak istediğiniz başarıyı hayal ettiğinizde tüyleriniz diken diken oluyorsa ve yumruğunuzu sıkıp başaracağım diyorsanız bilin ki; heyecan rüzgarı sizi hedefine götürecektir.
HAREKET
Hedefiniz net, hayaller kuruyorsunuz ve müthiş heyecanlısınız ama bir türlü harekete geçemiyorsunuz. Bilin ki bu hedefinize çok uzak. İnsanların bir ilgi bir de etki alanı vardır. İlgi alanı gazetedeki magazin haberleri, televizyondaki çeşitli programlar, ülkenin meseleleri gibi şeylerdir. Etki alanı ise bunlarla ilgili yapabileceklerimizdir. Ülkeyi düzeltmek gibi ilgi alanınız olabilir ama bunun için harekete geçmek ve sizi hedefinize ulaştıracak çalışmaları yapmak etki alanınızdır. Siz hedefinize ulaştıkça ülkenizi de biraz iyi bir duruma getirme şansınız olacaktır. O halde etki alanınızı genişletin ve ilgi alanınıza bu şekilde etki edin. Haydi hemen planladığınız hedefe ulaşmak için harekete geçin.
HİPNOZ
Kendi kendinize verdiğiniz telkinler aslında bir hipnozdur. Sürekli içinizden tekrarladığınız sözler, kafanızdan sürekli geçen düşünceler hipnozun temelidir. Siz kendi kendinize yaptığınız güzel telkinleri hafif loş bir odada hafif bir müzik eşliğinde yaparsanız çok daha etkili olur. Üzerinize çok rahat elbiseler giyin, rahat bir koltuğa kurulun, loş bir ışıkta hafif bir müzik açın ve içinizden; gerçekleştireceğiniz hedefi ve bunu gerçekleştirmek için elinizden geleni yaptığınızı tekrarlayın. Bunu her gün yapın, heyecanınızın ve etkin çalışma saatleriniz arttığını göreceksiniz.

Karar verme süreci



Her an verdiğimiz kararların sonuçlarına göre hareket ederiz. Yürümek, oturmak, film izlemek, konuşmak, her yaptığımız hareket bir kararın sonucudur. Peki, karar verirken doğru yolda olduğumuzu nasıl biliriz?
Karar verme süreci
1.Toplumsal baskılara kurban olmayın
Pek çoğumuz toplumsal baskıların dışında kalmayı başaramayız. Çok sayıda araştırma, kendisiyle barışık pek çok normal insanın bile arkadaşlarının ve otoritenin etkisinde kaldığını gösteriyor. Toplumun birey üzerindeki etkisi incelendiğinde seçenek paradoksu denilen bir durumla karşılaşıyor. Bu strateji, seçenekler sınırlı iken işe yarar. Ancak seçenekler karmaşık hale geldikçe yarardan çok zarar verir. Öte yandan, beklentilerini karşılayan ilk seçeneği tercih edenler, seçenek bolluğundan etkilenmezler. İnsanlar, milyarlarca insanın arasında eşini bu şekilde seçiyor.
2.Seçeneklerinizi sınırlamayı öğrenin
Seçenek sayısı az oldukça seçim yapmak kolaylaşıyor. Burada sorun daha fazla miktarda seçeneğin de bir bedelinin olması. Seçenekler arttıkça inceleme, araştırma, analiz etme süreci uzar. Tercih yaparken insanlar kontrolün kendilerinde olmasını ister. Yine de karar verme eylemi insanlarda doyumsuzluk duygusu yaratır. Bu durumda kontrolü başkasına devretmek daha doğru olur. Uzmanlar, “seçim yaparken tercihin kendilerinde olduğu durumda insanlar mutlu olur” düşüncesinin her zaman doğru olmadığını belirtiyor.
3.Farklı bakış açısı kullanın
Bazı durumlarda yaptığınız tercihler, seçeneklerin sunuluş şekillerine bağlıdır. İnsanlar, kazançlı çıkacağı seçenekleri tercih etme eğilimindedir ve kaybının olacağı seçeneklerden uzak durur. Örneğin diyet veya gıda ürünlerinde, üzerinde %10 şeker vardır yerine %90 şeker içermez yazması daha etkilidir. Buna “çerçeveleme etkisi’’ denir. Dolayısıyla insanlar seçenekleri farklı açılardan değerlendirebilirler.
4.Ayrıntılara takılmayın
Karar alma sürecinde insanlarda ilgisiz ve önemsiz olaylara odaklanma alışkanlığı görülebilir. Buna ‘’çapa atma etkisi’’ adı verilir. Bu etki çok sınırlı bilgiye dayanan kararlarda ortaya çıkan etkidir. Bu gibi durumlarda insan ilgisiz faktörler üzerine yoğunlaşabilir. Örneğin mağazada indirimli fiyatlarla ilgilenen kişi, indirimli fiyatla orijinal fiyatı karşılaştırır ve o eşyanın ‘’ucuz’’ olduğunu düşünür. Oysa mutlak değerler ele alındığında eşyanın fiyatı aslında pahalı olabilir. Çapa atmadan ne kadar etkilendiğinizi bilmediğiniz için buna karşı nasıl tepki yaratacağınızı kestiremezsiniz.
5.Pişmanlık
Örneğin çok eski yıllardan kalma, ancak kilonuz nedeniyle size uymayan çok para yatırdığınız bir elbise veya takımınız var. Bunu atmaya kıyamamanızın ardında “batık maliyet yanlışlığı” adı verilen alışkanlık yatıyor. Bilim adamlarına göre bunun nedeni, insanların bir şeye ne kadar çok yatırım yaparlarsa o şeye karşı kendilerini de o kadar sorumlu hissetmeleri. Yatırım mutlaka parasal olmayabilir. Batık maliyet durumunda “olan oldu” mantığıyla hareket etmemiz gerekir. Zararın neresinden dönülürse kardır.

Binbirinci Gece

Binbirinci Gece
Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı!
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş...
Aman karanlığı görmesin gözüm!
Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş.

Sıla burcu burcu... ille ocağım!..
Çoluk çocuk hasretinde kucağım...
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş.

Güç bela bir bilet aldım gişeden;
Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan!
Hancı n'olur, elindeki sişeden,
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş!

Ben o gece, hem ağladım, hem içtim,
İki gün, diyardan diyara uçtum...
Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim;
Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş...

Garibim; her taraf bana yabancı,
Dertliyim; çekinme, doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı;
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş...

Bende bir resmi var, yarısı yırtık,
On yıldır evimin kapısı örtük!
Garip, bir de sarhoş oldu mu artık;
Bütün sırlarını der yavaş yavaş...

İşte hancı! ben, her zaman böyleyim,
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim...
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim,
Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş…
Bekir Sıtkı Erdoğan

Mozaik Kek Tarifi


Mozaik Kek Tarifi

İçi dışı lezzetli mozaik kek tarifi; her dilimde hem görüntüsü hem de tadıyla misafirlerinizi şaşırtacak!
Mozaik Kek Tarifi
Malzemeler,
Kek Hamuru için,
1 su bardağı toz şeker
3 adet yumurta
1 çay bardağı sıvıyağ
1 su bardağı yoğurt
2,5 çorba kaşığı kakao
1 çorba kaşığı hazır kahve
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
2 yemek kaşığı süt kreması
Aldığı kadar un
Dış Kaplaması için,
1 paket bitter çikolata
1 paket süt kreması
Üzeri için,
İnce çekilmiş Antep fıstığı
Hazırlanışı,
Dış kaplamasını hazırlamak için süt kreması ve çikolatayı küçük bir tencereye alın.
Kısık ateşte sürekli karıştırarak kıvamı koyulaşana kadar pişirin.
Pişen sosu ocaktan indirip ılınması için bekletin.
Kek hamurunu hazırlamak için derin bir kaba; yumurta, toz şeker, sıvıyağ ve vanilyayı alın.
Malzemeler köpürene dek mikserle çırpın.
Karışıma yoğurdu ekleyip çırpmaya devam edin.
Kabartma tozunu ilave edip kaşıkla karıştırın.
Boza kıvamında hamur elde edene kadar un ekleyip kaşıkla karıştırmaya devam edin.
Kek hamurunu ikiye ayırın.
Ayırdığınız hamurlardan birine kakao ve kahve ekleyip iyice karıştırın.
İki tane kare şeklinde kek kalıbını yağlayın.
Kakaolu ve sade kek hamurlarını ayrı kalıplara boşaltın.
Kek hamurlarını önceden ısıtılmış 170 derece fırında yaklaşık 35 dakika pişirin.
Pişen kekleri fırından çıkarıp ılınması bekletin.
Ilınan kekleri kalıptan çıkarın.
Her iki keki ip ya da büyük bir bıçak yardımıyla dikey olarak ikiye bölün.
Kek katlarının arasına süt kremasını sürün.
Kek parçalarını renkler çapraz gelecek şekilde üst üste koyun.
Önceden hazırladığınız çikolatalı sosla kekin üzerine ve yanlarına sürün.
Bıçak yardımıyla üzerini düzeltin.
Üzerine ince çekilmiş Antep fıstığı serpin.
Buzdolabında 1-2 saat dinlendirdikten sonra servis yapın.
Afiyet olsun.

İncirli Pasta


İncirli Pasta

Özel davet günlerinizde misafirlerinize güvenle ikram edebileceğiniz, hem görüntüsü hem de lezzetiyle kalpleri fetheden incirli pasta tarifi.
İncirli Pasta
Malzemeler,
Kek için,
1 adet yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı un
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
6 tane kuru incir
1 su bardağı çekilmiş ceviz içi
Sosu için,
1,5 su bardağı su
1 yemek kaşığı hazır kahve
Kreması için,
2 yemek kaşığı un
2 yemek kaşığı nişasta
1 litre süt
7 yemek kaşığı toz şeker
1 paket toz krem şanti
1 yemek kaşığı kakao
Üzeri için,
İncir reçeli
Hazırlanışı,
Kuru incirleri sıcak suda yumuşayana kadar bekletin.
Yumuşayan incirleri küp şeklinde doğrayın.
Keki hazırlamak için çırpma kabına yumurta ve toz şekeri alın.
Köpürene dek mikserle çırpın.
Un, kabartma tozu, ceviz içi ve doğranmış incileri ekleyip çırpmaya devam edin.
Fırın tepsisini yağlayıp kek karışımını dökün.
Önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 35 dakika pişirin.
Kremasını hazırlamak için tencerede süt, nişasta, kakao un ve toz şekeri karıştırın.
Orta dereceli ateşte kıvamı koyulaşana kadar karıştırarak pişirin.
Kremayı ocaktan indirdikten sonra toz krem şantiyi içine ekleyip mikserle çırpın.
Pişen keki fırından çıkardıktan sonra ılınmasını bekleyin.
Ilınan keki büyük bir bıçak yardımıyla yatay biçimde ortadan ikiye bölün.
Kahve ve suyu kasede karıştırın.
Kekin her iki parçasını kahveli karışımla ıslatın.
Kekin bir parçasını büyük bir servis tabağına yerleştirin.
Üzerine hazırladığınız kremanın yarısını bıçak yardımıyla sürün.
Kekin diğer parçasını kremanın üzerine kapatın.
Kalan kremayla pastanın üstünü kaplayın.
İncir reçeliyle pastanın üstünü süsleyin.
Dilimleyerek servis yapın.
Afiyet olsun.

Limonlu Cheesecake


Limonlu Cheesecake

Davet günlerinizde misafirlerinize ikram edebileceğiniz limonlu cheesecake tarifi... Muhteşem lezzetiyle damak tadına; şık sunumuyla göze hitap ediyor...

Limonlu Cheesecake
Limonlu Cheesecake
Malzemeler,
Tabanı için,
1 paket yulaflı bisküvi
1 yemek kaşığı tereyağı
Peynir Dolgusu için,
1 paket labne peynir
1 paket labne peynir
1 su bardağı yoğurt
2 adet yumurta
2 yemek kaşığı un
1 adet limon kabuğu rendesi
1 çay kaşığı vanilya
1 su bardağı toz şeker
Sosu için,
2 yemek kaşığı tereyağ
1 çay bardağı toz şeker
1 adet yumurta
1 çay kaşığı limon kabuğu rendesi
2 yemek kaşığı limon suyu
Hazırlanışı,
Tabanını hazırlamak için bisküviyi mutfak robotunda çekip un haline getirin.
Derin bir kaba alıp üzerine tereyağını ekleyip yoğurun.
Bisküvi hamurunu iyice bastırarak tepsinin dibine döşeyin.
Buzdolabında 30 dakika dinlendirin.
Peynir ve yoğurdu derin bir kaba alıp mikserle çırpın.
Şekeri ekleyip pürüzsüz bir kıvam eldene eder kadar çırpmaya devam edin.
Yumurtaları ekleyip, yavaşca çırpın.
Un, limon kabuğunu rendesini ekleyip karıştırın.
Bisküvi hamurunu dolaptan çıkarıp üzerine peynirli karışımı dökün.
Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 10 dakika pişirin.
Keki soğutmak için buzdolabına kaldırın.
Limon sosunu hazırlamak için ısıya dayanıklı bir kaba sos malzemelerini ekleyin.
İçi su dolu bir kabın içine yerleştirip, benmari usulü karıştırarak pişirin.
Sosun soğuması için kenarda bekletin.
Servis yapacağınız zaman cheescakein üzerine limon sosunu dökün.
Dilimleyerek servis yapın.
Afiyet olsun

Cevizli Köfte Tarifi


Cevizli Köfte Tarifi

Davet sofralarınızı lezzetlendirecek cevizli köfte tarifi! Patates püresi, pirinç pilavı ya da bulgur pilavıyla birlikte ikram edebilirsiniz.

Cevizli Köfte Tarifi
Malzemeler,
Köfte Hamuru için,
250 gram kıyma
1 adet küçük boy kuru soğan (küp doğranmış)
1 yemek kaşığı salça
3 dilim bayat ekmek
1 adet yumurta
1 yemek kaşığı doğranmış maydanoz
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı iri çekilmiş ceviz içi
1 tatlı kaşığı tuz
Sosu için,
2 adet domates
1 yemek kaşığı salça
1 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı kuru nane
Yarım çay bardağı su
Hazırlanışı,
Ekmekleri su dolu kâsenin içine koyup 1-2 dakika bekletip ekmekleri alın ve suyunu iyice sıkın.
Derin bir kaba; kıyma, salça, ekmek, yumurta, ceviz içi, maydanoz, zeytinyağı ve tuzu alın.
Tüm malzemeler iyice birbirine karışana kadar yoğurun.
Köfte hamurundan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp avcunuzun içinde yuvarlak şekil verin.
Tüm köfte hamuru bitene kadar işlemi tekrarlayın ve köfteleri düz bir tabağa dizin.
Köfteleri buzdolabında 15 dakika kadar bekletin.
Köftenin sosunu hazırlamak için gerekli malzemeleri mutfak robotuna alın.
Yüksek devirde yaklaşık 4 dakika, pürüzsüz kıvama gelene kadar çekin.
Sosu tavaya alıp orta dereceli ateşte kıvamı koyulaşana kadar pişirin.
Köfteleri dolaptan çıkarıp hafif yağlanmış kızgın tavada önlü arkalı kızartın.
Servis tabağına alıp üzerine domatesli sosu döküp sıcak servis yapın.
Afiyet olsun.

20 Nisan 2013 Cumartesi

AKŞAM SERİNLİĞİ (TEMEL FIKRALARI – KARADENİZ FIKRALARI)


AKŞAM SERİNLİĞİ (TEMEL FIKRALARI – KARADENİZ FIKRALARI)

 

Bir grup turist, kendi aralarında konuşmaktadır. İngiliz, hidrojeni patlatacaklarını, Rus ile Amarikalı Ay ve Merih'i fethedeceklerini söylerler.

 

Sıra bizim Temel'e gelince, “şu yakında, ha biz da Cüneşe cideceğuz” der.

 

Böyle bir tasarıdan hiçbirisinin haberi yoktur.

 

Hayretle sorarlar :

 

“Nasıl olur? Henüz yıldızların keşfedilmediği evrende Güneşe gidebilmek, olacak şey değil!”

 

“Peki o kadar sıcağa nasıl karşı koyabileceksiniz?”

 

Bizim Karadenizli :

 

“Hesabı sıkı yapılmıştır. Akşam serunluğunda cideceğuz da...”


AFRİKA'DA (TEMEL FIKRALARI – KARADENİZ FIKRALARI)

AFRİKA'DA (TEMEL FIKRALARI – KARADENİZ FIKRALARI)

 

Avcı Temel, misafirlerine yerdeki ayı postunu göstererek, “Bu ayıyı Afrika'da ben vurmuştum” der.

 

Hayretler içinde itiraz ederler :

 

“Afrika'da ayı bulunmaz ki...”

 

Temel güler ve “Ayı bu birader, oranın Afrika olduğunu ne bilsin ?!”


11 Nisan 2013 Perşembe

TANSİYON


Tansiyon nedir?

Kan basıncı; kanın atardamar duvarlarına yaptığı basınç. Bu basınç sayesinde, kan vücuttaki bütün organ ve dokulara kadar nakledilmekte ve böylece bu organ ve dokular hayatiyetlerini devam ettirebilmek için gerekli maddeleri kandan almaktadırtansiyon
Tansiyonun belirli normal değerleri vardır. Tansiyonun bu değerlerin altına düşmesi veya üstüne çıkması sağlık için zararlı olmaktadır. Tansiyonun iki şekli vardır: Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı), kalbin kasılması yani kalbin kanı damarlara atması esnasındaki ölçülen tansiyondur ve yetişkin insanlar için normal değerleri 10 ila 14 cm (cıva basıncı) ise, kalbin gevşediği yani kanın kalbe dolduğu sırada ölçülen kan basıncı olup, normalde 9 cm cıva basıncını geçmemelidir. Tansiyon bebeklerde oldukça düşük değerlerdedir. Yaş ilerledikçe bu değerler artmaya başlar ve yetişkinlerdeki değerlere yükselir.
Bir kimsede hipertansiyon (yüksek kan basıncı) var diyebilmek için büyük tansiyonun 14’ten, küçük tansiyonun 9 cm cıva basıncından yüksek olması gerekir. Hipertansiyonu değerlendirmede özellikle küçük tansiyon ehemmiyet arz eder. Bununla beraber bir kimsede tansiyon düşüklüğü var diyebilmek için, büyük tansiyonun 10 cm cıva basıncının altında olması gerekir. Yani tansiyon düşüklüğü değerlendirilirken, büyük tansiyon dikkate alınır.

Tansiyon nasıl ölçülür

Tansiyon, sfigmomanometre adı da verilen tansiyon aletleriyle ölçülür. Cıvalı, metalik ve elektronik tansiyon aletleri vardır. Bunlar içinde en hassas ölçüm yapanı cıvalı aletlerdir. Fakat taşıma kolaylığı yönünden diğerleri tercih edilmektedir. Elektronik olanlar pahalı olmakla birlikte, herkes tarafından kullanılma kolaylığı vardır. Diğer aletlerle doğru ölçüm yapabilmek için belirli bir tecrübeye sahip olmak lazımdır. Son zamanlarda parmaktan ölçüm yapan tansiyon aletleri ve kolye şeklinde tansiyon aletleri geliştirilmiştir.
Tansiyon ya rahat bir koltukta oturulurken veya yatarken dinlendikten sonra ölçülmelidir. Hangi vaziyette ölçülürse ölçülsün kolun gevşek ve hafifçe bükük bulundurulmasına, elbisenin kolu sıkmamasına, mümkün oldukça kolun kalp seviyesinde bulundurulmasına dikkat etmelidir. Ölçüm sırasında manşetteki havanın, cıva sütunu veya ibre saniyede 2-3 mm kadar inecek şekilde yavaş yavaş boşaltılmasına dikkat edilmelidir. Tansiyon aletinin manşonu, kolun 2/3 üst kısmını kaplayacak şekilde sarılır, dinleme cihazının tamburu da kol atardamarının üzerine konulur ve ölçüm yapılır. Dinleme sırasında sesin ilk duyulduğu sayı büyük tansiyonu, hafiflediği veya kaybolduğu sayı ise, küçük tansiyonu gösterir. Dinleme aleti olmaksızın ise el yardımıyla sadece büyük tansiyon ölçülebilir. Bunun için de tansiyon aletinin menşonu şişirilmeden önce bilek atardamarı (radial arter) bulunarak sol elin dört parmağı üzerine konur. Manşon şişirilince nabız kaybolur. Manşon indirilmeye başlanınca, nabızın tekrar hissedildiği sayı büyük tansiyonu gösterir. Dinleme cihazıyla ve el yardımıyla ölçülen tansiyonlar arasında 1-1,5 cm cıva basıncı kadar fark bulunabilir. Hangisi daha yüksekse, o değer esas alınmalıdır.
İnsanların çoğunluğunda tansiyon, sağ kolda sol kola nazaran biraz daha yüksektir. Şayet bu fark, 3 cm cıva basıncından daha fazlaysa düşük olan taraftaki atardamarlarda darlık olma ihtimali vardır. Şişmanların tansiyonları, yaşına uygun olandan 1-1,5 cm cıva basıncı daha yüksek çıkabilir. Özellikle çocuklarda ve gençlerde kollardan ölçülen tansiyon yüksek bulunursa, bacaklardan da tansiyon ölçülmelidir (doğuştan olabilen bazı damar darlıklarının teşhisi yönünden).
Tansiyon; yaş, heyecan, ruhi ve fiziki yorgunluklar, açlık ve tokluk halleri, cinsiyet, gıda tarzı gibi sebeplerle değişiklikler gösterir. Dolayısıyla günün her saatinde tansiyon değişiklik arz edebilir. Kadınlarda, yaş dönümüne kadar, erkeklere nazaran 1 cm kadar düşüktür. Bundan sonra birden yükselme görülür. İnce şahıslara göre tıknaz tiplerde biraz daha yüksektir.

Yüksek tansiyon (Hipertansiyon)

Tansiyonun yüksekliği, küçük ve büyük tansiyonun veya her ikisinin birlikte yükselmesiyle ayrı ayrı tipler gösterir. Her ikisinin birlikte yükselmesine böbrek hastalıklarında ve sebebi bilinmeyen hipertansiyonda rastlanır. Küçük tansiyon normal olduğu halde, büyük tansiyonun yükselmesine umumiyetle yaşlılarda rastlanılan damar sertliğinde, yemeklerden, eforlardan ve psişik yorgunluklardan sonra, bazı kalp hastalıklarında, zehirli guatr hallerinde rastlanır. Hipertansiyonun ortaya çıkışında rol oynayan mekanizmalar şunlardır: Çevresel atardamarların direncinin artması, büyük atardamar duvarlarının elastikiyetinin azalması ve sertleşmesi; kalbin dakikada pompaladığı kan miktarının, vücuttaki kan hacminin ve kanın yoğunluğunun artması. Herhangi bir sebeple böbreklerden birine veya her ikisine gelen kan miktarı azalınca, böbrekten renin adlı bir madde salgılanmakta ve bu da hipertansiyona yol açmaktadır. Bu mekanizma, çeşitli böbrek hastalıklarında (had ve müzmin nefritler, nefroskleraz, pyelonefrit vs.) ortaya çıkan hipertansiyonun sebebini açıklamaktadır. İdrar akımına engel olan mekanik hadiselerin (taş, prostat hipertrofisi) tansiyonu yükselttiği ve engelin ortadan kaldırılmasıyla tansiyonun normale döndüğü bilinmektedir. Bu durumlarda da idrar yollarındaki gerilmenin yaptığı basınçla, böbrek damarlarının daralması neticesi böbreğe az kan gelmesi rol oynamaktadır.
Tansiyonun, beyindeki özel merkezlerden devamlı olarak gönderilen ve damarın gerginlik durumunu düzenleyen kesici ve gevşetici uyarılarla idare edildiği ve organizmanın kan basıncını hassas bir şekilde vücudun ihtiyaçlarına göre ayarladığı malumdur. Bu ayarlamada sinirsel ve hormonal uyarılar rol oynar. İşte bu mekanizmadaki bir aksama hipertansiyona yol açmaktadır.
Cushing hastalığında (böbrek üstü bezinin bir hastalığı), fazlaca mineralokortikoid denen hormonların ifrazı sonucu vücutta su ve tuz birikmekte ve bu durumda da tansiyon yükselmektedir. Böbreküstü bezinin diğer bir hastalığı olan feokromasitiomada ise fazlaca salgılanan adrenalin ve noradrenalin de yüksek tansiyona yol açmaktadır.
Hiçbir sebebi bulunamayan tansiyon yüksekliklerine, esansiyel hipertansiyon ismi verilir. Bütün hipertansiyonların yaklaşık % 90 kadarı esansiyel hipertansiyondur. Kadınlarda daha fazla görülür. En çok 50-60 yaşları arasında rastlanır. Hayat seviyesi arttıkça, teknik ilerledikçe, stresler çoğaldıkça esansiyel hipertansiyon da artmaktadır. Esansiyel hipertansiyonda irsiyetin büyük rolü olduğu kabul edilmektedir. Ebeveynin her ikisinde de yüksek tansiyon varsa, bunların çocukları da yüksek tansiyona adaydır. Esansiyel hipertansiyona daha çok şişmanlarda, tıknazlarda, hareketli, stresli, aceleci şahıslarda rastlanmaktadır.
Hipertansiyon vak’alarının bir kısmı belirti vermez, ancak bir muayene esnasında tesadüfen farkına varılır. Tansiyonu oldukça yüksek olmasına rağmen, yıllarca şikayetsiz yaşayan birçok hasta vardır. Dikkatle soruşturulduğunda, birçok vak’ada başın arka kısmında yerleşen ağrılar bulunur. Bazı hastalarda baş dönmesi, başta ağırlık hissi, kulak uğultusu; uykusuzluk, yorgunluk ve sinirlilik bulunur. bazen baş dönmeleri çok şiddetli olabilir. Hastaların birçoğu sinirlidir. Yorgunluğa da sık rastlanır ve istirahatle geçmez. Sabah kalkarken özellikle enseden başlayan başağrılarında tansiyon yüksekliği akla gelmelidir. Bazı vak’alarda aşırı derecede bir zayıflama bulunabilir. Burun kanamalarına fazlaca rastlanır. bazen burun kanamaları hipertansiyonun ilk belirtisini teşkil eder.
Küçük tansiyonun 10 cm cıva basıncının üstünde olması, büyük tansiyonda belirgin bir yükselme olmasa bile hipertansiyon teşhisi için önem arz eder. Bir kimsede devamlı hipertansiyon var diyebilmek için müteaddit defalar yapılan ölçümlerde tansiyonun hep yüksek çıkması lazımdır.
Hipertansiyonlu bir hastada öncelikle buna yol açacak bir sebebin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Bu sebeple idrar tetkiki, böbrek fonksiyon testleri, ilaçlı böbrek filmi, göz dibi muayenesi her hipertansiyonlu hastaya uygulanmalıdır. Hipertansiyonlu vak’alarda nabız dolgun olarak hissedilir. Fakat bu dolgunluğun derecesine bakılarak, tansiyon hakkında her zaman hüküm vermek doğru değildir.
Hipertansiyonun gidişatı büyük değişiklikler gösterir. Başlangıçta tansiyon oldukça oynaktır. Yorgunluk, üzüntü vb. sebepler tansiyonu yükseltirler; istirahat etmek, uyumak ve müsekkinler kullanmak tansiyonu düşürür. Hastalığın bu oynak devresinden sonra, hipertansiyonun devamlı bir hal aldığı sabit devre gelir. Bu sabit devrenin gidişi esnasında organ hasarları baş gösterir. Böylece hipertansiyon üçüncü devri olan komplikasyon devrine girer. Kalpte zamanla büyüme ve genişleme husule gelir, kroner yetmezliği gelişebilir, ritm bozuklukları meydana gelebilir. Hipertansiyon devam ettiği takdirde, kalp yetmezliği ortaya çıkar. Hipertansiyonun seyri esnasında retinada, yani göz dibindeki damarların bulunduğu tabakada da körlüğe kadar varabilen değişiklikler görülür. Beyin kanamaları, beyin damarlarının tıkanması da hipertansiyonun tehlikeli komplikasyonlarıdır. Nörolojik ve psişik belirtiler arasında başağrısından başka, unutkanlık, kulak çınlaması, el ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, gelip geçici körlük, konuşamama, vücudun bir tarafında güçsüzlük görülebilir.
Beyinle ilgili belirtiler arasında ayrı bir özellik arz eden hipertansif ansefalopati; şiddetli başağrısı, durgunluk, kusma, kısmi felçler ve bazen zaman zaman görülen şuur kaybı ve havale nöbetleriyle karakterize bir tablodur.
Hipertansiyon, zamanla böbreği de bozar. Hipertansiyonla, şeker hastalığının bir arada bulunuşuna da oldukça sık rastlanmaktadır.
Esansiyel hipertansiyonun gidişi esnasında küçük tansiyon 14 cm cıva veya bunun üstüne çıkar ve sabitleşirse artık hastalığın malign (kötü) hipertansiyon safhasına girdiği kabul edilmektedir. Vak’aların az bir kısmında hastalık başlangıçtan itibaren malign olarak başlar ki bu şekil, erkeklerde daha fazladır. Malign hipertansiyondaki belirtiler daha şiddetli ve ilerleyici vasıftadır. Hastalar süratle zayıflarlar, bitkindirler, renkleri soluktur. Böbrekte ileri derecede harabiyet sözkonusudur. Bu hastalar, genellikle 1-2 sene içinde ölürler.

Hipertansiyon tedavisi

Hipertansiyonların ancak % 10 kadarının sebebi bulunabilmektedir. Sebebi bulunan hipertansiyonların tedavisi, bu sebebin ortadan kaldırılmasına yönelik olacaktır. Önemli olan sebebi bilinmeyen hipertansiyonlardır. Mükerrer ölçümlerde kan basıncı yüksek bulunan hastalar tedavi ve takibe alınmalıdır. Tedavinin başarısı, hastayla doktorunun işbirliğine bağlıdır. Bunun için tedavinin ehemmiyeti, faydaları ve hayat boyu devam etmesinin gerekli olduğu, hastayı korkutmadan anlayabileceği bir şekilde izah edilmelidir. Hipertansiyonda orta derece tuz kısıtlanması, tansiyonun düşmesine yardımcı olur. Yemeklere tuz konulmamalı ve tuzlu gıdalardan kaçınmalıdır.
Şişmanların zayıflaması da tansiyonun düşmesine yardım eder. Şişman hastaların fazla kilolarını tedrici olmak üzere ideal kilo civarına indirmek amacıyla diyetteki kalori ayarlanmalıdır. Kilo kaybı ve diyetteki tuzun azaltılması tansiyonu kontrol altına alıyorsa; hastaya tansiyon düşürücü ilaç verilmez. Yalnız, hastanın takibi de ihmal edilmemeli, düzenli aralıklarla tansiyonu ölçülmelidir.
Hipertansiyonlunun uzun süre ve aşırı miktarda alkol kullanması, kalp kasına yaptığı kötü etkiyle kalp yetmezliğinin ortaya çıkışını hızlandırdığından, alkol yasaklanmalıdır. Aşırı kahve, aşırı çay ve sigaradan da kaçınılmalıdır.
Yorucu olmayan hafif ekzersizler de tansiyonun düşmesine yardımcı olur. Hastayı üzen, streslere sokan durumlardan kaçınmak da fayda sağlamaktadır. Ara sıra normal ölçülerde bulunmakla beraber, genellikle 150/90 ila 160/90 mm cıva basıncı arasında seyreden hipertansiyonlara oynak hipertansiyon denir. Hafif hipertansiyonda küçük tansiyon 90 ila 105 mm cıva arasında bulunur. Orta derecede hipertansiyonda küçük tansiyon 115 mm cıva arasındadır. Ağır hipertansiyonda ise küçük tansiyon 115-130 mm cıva veya daha yukarıdır. Oynak hipertansiyonlar ilaç tedavisini gerektirmez, tansiyonu yükseltici sebeplerden kaçınmak ve tansiyonu belirli aralıklarla ölçtürmek yeterlidir.
Hafif hipertansiyonlarda yukardaki tavsiyelere ilaveten müsekkin verilir. Buna rağmen pek düşme olmuyorsa, ilaç olarak idrar söktürücü ilaç ilave edilir. İdrar söktürücü ilaçlar genellikle tansiyonu kontrol altına alırlar, bazı yan etkileri de olabileceğinden dikkatli olunmalıdır. İdrar söktürücü ilaçların, tesirsiz kaldığı orta ve ağır hipertansiyonlarda takip eden tabibin tavsiyesine göre diğer tansiyon düşürücü ilaçlar da (reserpine, aldomet, prazosin, minoksidin gibi) tedaviye eklenir.
Unutulmaması icab eden husus hipertansiyon, devamlı ilaç kullanımını ve belli aralıklarla doktor kontrolünü gerektiren bir hastalıktır.

Tansiyon düşüklüğü (Hipotansiyon)

Büyük tansiyonun 10, küçük tansiyonun 6 cm cıva basıncı altına düşmesi halidir.
1. Semptomatik (belirli bir sebebi olan) hipotansiyonlar: Kalp krizi ve birçok kalp hastalıklarında kalp kuvveti azaldığı için tansiyon düşer. Kan veren şahıslarda da hafif ve geçici bir tansiyon düşüklüğü olur. Büyük kanamalarda ve her türlü şokta, doğumdan hemen sonra da tansiyon düşer. Bazı aşırı hassas şahıslarda boyundan geçen şah damarının uyarılmasıyla da tansiyon düşer.
2. Pozisyona bağlı hipotansiyon (ortaostatik hipotansiyon): Hastalar yatar vaziyetten birden bire ayağa kalkarlar veya uzun süre ayakta dururlarsa tansiyon düşer. Bu tür hipotansiyonlar şahsın duruşuna göre tansiyonun ayarlanmasındaki bozukluktan ileri gelir. En çok orta ve ileri yaşlarda görülür, hayat boyu devam eder. Bu hastalar tansiyon düşüşü esnasında halsizlik, baygınlık gösterirler. Bazı sinir krizleri, bazı ilaçlar, şiddetli sportif hareketler buna yol açabilir.
Hipotansiyon tedavisinde buna yol açan muhtemel hadiseler araştırılmalı ve bulunursa bunların kaldırılmasına çalışılmalıdır. Belirli bir sebep bulunamayan vak’alarda tansiyon yükseltici ilaçlar, tuzlu ayran tavsiye edilebilir. Addison hastalığında, miksödemde, insülin şokunda, enfeksiyon hastalıklarında, had zehirlenmelerde, güneş çarpmasında, aşırı yorgunluklarda, beslenme bozukluklarında, kansızlıklarda tansiyon düşer.
3. Konstitüsyonel (bünyevi) hipotansiyon: 15-30 yaş arasındaki sağlam şahısların % 3’ünde bünyevi tansiyon düşüklüğü vardır. Bu şahısların çoğunda hiçbir belirti yoktur, dolayısıyla bir muayene esnasında tesadüfi olarak teşhis edilirler. Böyle bir kişiye, doktorun düşük tansiyon bulunduğunu söylemesi yanlış bir harekettir; bu yüzden hastalar ciddi bir hastalık olduğunu zannederek evhama kapılabilirler. Bu durum, bir hastalık olmaktan ziyade bünyevi bir anormalliktir. Kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanmaktadır. Bu vak’aların tedavisine ihtiyaç yoktur. Bunun bir hastalık değil bir bünyevi durum olduğunu ve bu bünyedekilerin, normal insanlardan daha uzun ömürlü olduğunu hastaya anlatmak gerekir.
Portal hipertansiyon: Karaciğere gelen portal toplardamarın ana kısmı veya dallarında kan basıncının yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve çok kere ölümle neticelenen bir hastalık tablosudur. Portal toplardamar; dalaktan ve barsaklardan kan getiren toplardamarların birleşmesinden husule gelmiştir. Portal venin çapı ortalama 1 cm olup içindeki kanın normal basıncı 50 ila 180 mm su veya 3,5 ila 13,5 mm cıva basıncı arasında değişir. Portal basınç bir manometre vasıtasıyla, ultrason rehberliğinde doğrudan portal venden veya dalaktan rahatlıkla ölçülebilir. Portal ven kanının normal seyrindeki her engel, portal vende basınç yükselmesine sebep olur. Portal dolaşımdaki engeller; doğuştan olabilir veya sonradan husule gelebilir. Bu engeller karaciğer içinde veya dışında yer alırlar. Karaciğer içindeki sebeplerin başında alkolik siroz gelir. Ayrıca postnekrotik siroz, toksik siroz, biliyer siroz, sifilitik siroz, Wilson sirozu, pigmenter siroz, amiloidoz ve parazitlere bağlı siroz sayılabilir. Karaciğer dışı sebepler arasında; portal veya dalak toplardamarının çeşitli sebeplerden ileri gelen kan pıhtılaşmasıyla tıkanması, damarın sıkışması veya darlıkları, bazı kalp hastalıkları sayılabilir.
Portal hipertansiyonun belirtileri, altta yatan sebebe göre değişiklikler arz eder. Portal hipertansiyon karaciğer içi sebeplerden meydana gelmişse umumiyetle sirozda görülen belirtiler görülür (Bkz. Siroz). Zaten portal hipertansiyonun % 80’inin sebebi, karaciğer sirozudur. Karaciğer bozukluğu ve portal hipertansiyonun beraber tesiriyle dalak büyümesi, karında su toplanması ve yemek borusu varisleri meydana gelir.
Portal hipertansiyon tedavi edilmezse veya tedavi tesirsiz kalırsa hastalar ya kanamadan (özellikle yemek borusu varisi kanamaları) ya karında aşırı su toplanmasından veya karaciğer komasından ölürler.
Portal hipertansiyonun özellikle karaciğer içi sebeplerinin tedavisi umumiyetle mümkün değildir. Tedavi daha ziyade belirtiler için söz konusudur. Ayrıca bozulan karaciğer için karaciğeri koruyucu diyet, husule gelen asit için tuzu az rejim tatbik edilir. Fakat netice yüz güldürücü değildir. Karaciğer dışı sebepler eğer ameliyatlarla düzeltilebilecekse başvurulur (Damara baskı, tıkanma gibi durumlarda).

9 Nisan 2013 Salı

DEYİM NEDİR



                                 Deyim Nedir?


DEYİM: Çoğunlukla gerçek anlamından ayrı bir anlam taşıyan, en az iki sözcükten oluşan kalıplaşmış söz ya da sözcük grupları.eş.Tabir. Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı bir anlamı olan, ilgi çekici bir anlatımı bulunan, ifadeyi daha zengin kılan, iki veya daha fazla kelimeden meydana gelen, kalıplaşmış söz topluluklarına "deyim (tabir)" denir.

Deyimlerin Özü:

-Genellikle gerçek anlamından sıyrılarak başka bir anlama bürünürler:
“Dilinde tüy bitmek”, “El ağzı ile kuş tutmak” gibi...

-Kimi deyimlerde, asıl anlamlarından tamamıyla sıyrılmazlar. Yerine göre asıl anlamından da alınabilir, daha başka bir anlama da gelebilir. Bunu cümle içindeki kullanılış şeklinden anlarız.

Örneğin “Baltayı taşa vurmak” deyimiyle ilgili olarak: Gerçekten de bir balta taşa vurulabilir; bu söz asıl anlamından ayrı olarak “ağzından dokunaklı, incitici bir laf kaçırmak” gibi mecazlı bir anlama da gelebilir. Bunu cümle içinde sözlerin gelişinden anlarız.

“Kırk yıllık oduncu, baltasını taşa vurmasın mı?”
“Kendini bilmezin biri baltayı öyle bir taşa vurdu ki.”
“Baltayı taşa vurmak” deyimi, birinci cümlede gerçek; ikinci cümlede ise mecazi anlamında kullanılmıştır.

-Kimi deyimler de, sadece kendi sözlük anlamlarında (gerçek, asıl anlamında) kullanılır, başka bir anlam taşımazlar.
Örnek: “Hem suçlu hem güçlü.”
“İyiye iyi, kötüye kötü demek.”

Sözdizimi:

-Deyimler, sözdizimi bakımından üç grupta ele alınabilir:

1) Sonları bir mastarla (-mak/-mek) biten deyimler:
İğne ile kuyu kazmak.
Çam devirmek.

2) Cümle şekline deyimler:
Ağzını bıçak açmıyor.
Kaleminden kan damlıyor.
Dostlar alışverişte görsün.

3) Yukarıdaki iki türe de girmeyen, daha çok birleşik sözcüklere benzeyen deyimler:
İlk gözağrısı. Bağrı yanık.
Kaşla göz arasında. Bir içim su.




Kalıpların Özelliği:

-Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Şekli, sözdizimi, sözcükleri değiştirilemez. Örneğin, “Yok devenin başı” deyimi “Devenin başı yok” biçimine sokulamaz. Yine “Kırdığı ceviz kırkı geçti” yerine, bir sözcüğü değiştirilerek “kırdığı fındık kırkı geçti” denilemez.

-Deyimler kalıplaşmış olmakla beraber, bazı deyimlerin kalıpları büsbütün donmuş sayılmaz. Sonları bir mastarla bağlananlarla, cümle biçiminde olan bazı deyimler, birleşik fiiller gibi çekilebilir. Çekimi göre de zamirleri değişir, sözcükleri değişmez. Örneğin, “gözden düşmek” deyimi: “Gözden düştüm, gözden düştün, gözden düştü; gözden düştük, gözden düştünüz, gözden düştüler” şeklinde çekilir.
Kalıpları büsbütün donmuş sayılan ya da tarihi bir anekdota bağlı bulunan deyimler kesinlikle çekime gelmez; “eski çamlar bardak oldu” gibi.

-Çoğunlukla fiil olarak (msl.vakit almak) görülen deyimler, zaman zaman sıfat (msl. Kabak kafalı), zarf (msl.öğle üzeri) biçimlerinde; bazen de soru cümlesi (msl.ne dese beğenirsin?) ve ünlem cümlesi (msl. Vay anam vay) biçimlerinde görünürler.

Deyimlerin Başka Verimlerle İlişkileri:

-Deyimler, çok kez, başka türlü halk verimlerine ve daha başka anlatım araçlarına karıştırılır; atasözlerine, birleşik sözcüklere, Türkçe terimlere ve argo denilen sözlere...
Bir karşılaştırma yapacak olursak:

Atasözleri, az sözcükle çok şey anlatan özlü sözlerdir. Anlattıkları denenmiş, doğruluğuna inanılmış düstur (genel kural, kaide) niteliğindedirler.

Deyimler ise, kalıplaşmış anlatım araçlarıdır. Cümle şeklinde olanlar bile bir anlam bütünlüğü taşımaz. Asıl anlamlarını içinde bulundukları cümleden alırlar; aldıkları anlam da değişmez bir kural niteliğinde değildir. Örneğin:

Denize düşen yılana sarılır. (Atasözü)
Dört yanı deniz kesildi. (Deyim)

Her iki sözde bir çaresizliği belirtiyor. Ancak birinci söz inanılmış, benimsenmiş bir düşünce, değişmez bir kural. İkinci söz ise, bir anlam bütünlüğü taşımıyor. Ancak şöyle bir cümle içinde: “Varını yoğunu kaybedince dört yanı deniz kesildi, tutunacak bir dal bulamadı” denilirse, bir çaresizlik anlamı ortaya çıkıyor ama, bu da değişmez bir kaide değil; varını yoğunu kaybeden herkesin dört yanı deniz kesilmez ki... Tutunacak bir el, tutunacak bir dal bulanlar da olur. O halde bu bir deyimdir.

Deyimleri öteki anlatım araçlarından da ayırabiliriz:

Deyimler, terimlere benzer. Terimler, anlamları daraltılmış bilimsel sözlerdir... Deyimler ise, anlamları genişletilmiş mecazlı sözlerdir ve en az iki sözcükten meydana gelirler.

Deyimler argoya da benzemez. Argo (bkz.), halkın geneli tarafından kullanılmayan, yalnızca belli çevrelerin kullandıkları, genel dilden ayrı, bir çeşit külhanbeyi ağzıdır. Deyimler ise, toplumun geneline mal olmuş, halk yapısı söz gruplarıdır.
Bu bakımdan: Diktörgen terimdir; cızlamı çekmek argodur; deyim değildir.


Deyimler,dört gramer yapısından oluşmaktadır:

1- Tek bir kelimeden ibaret olup,semantik manasına göre dikkate alınarak.
2- Bileşil fiillerin kendisinden önce gelen kelimeye karşı elde ettiği hakimiyetle.
3- İsmin fiile hakim oluşuyla.
4- Her iki öğenin eşit oranda kalıplaşmasıyla meydana gelir.

Deyimlerin ana karakterini anlamak için cümle içindeki kullanılışlarına dikkat etmek gerekir.Yukarıda sıralanan nitelikler göz önüne alınarak,deyimlerin gruplandırılması şöyle yapılabilir:

1-ALAY VE EĞLENME MAKSADIYLA YAPILAN DEYİMLER:

a- Tasviri olup fiil karakteri taşımadan kullanılanlar:
Örnek: Ayran budalası

b- Bir hüküm ifade edip atasözü değerine ulaşanlar:
Örnek: Atı alan Üsküdar'ı geçti

c- Hikaye karakteri gösterenler:
Örnek: Hoppala

d- Fiilin hakim olduğu deyimler:
Örnek: Akıldan yana züğürt olmak



2-HİKAYE DEYİMLERİ:

a- Tasviri mahiyette olanlar:
Örnek: Adet yerini bulsun

b- Dua mahiyetinde olanlar:
Örnek: Bereket versin
c- Hitap olarak kullanılanlar
Örnek: Ayol

d- Üzüntüyü,eseflenmeyi ifade edenler:
Örnek: Ah aksi şeytan

e- Konuşmayı devam ettirmek amacıyla kullanılanlar:
Örnek: Ha,ne diyordum

f-Teselli mahiyetinde kullanılanlar:
Örnek: Adam sen de



3-TASVİR NİTELİĞİNDEKİ DEYİMLER:

a- Tasviri olanlar:
Örnek: Kuyu anası

b- Fiilin hakim olduğu deyimler:
Örnek: Alçak gönüllü olmak

4-MÜBALAĞA DEYİMLERİ:

a- Tasviri mahiyette olanlar:
Örnek: Ağzı açık kalmak

b- Alay ve eğlenme ihtiva edenler:
Örnek: Dananın kuyruğunu koparmak

c- Küçümseme,tahkir ve ihtar unsurlarını içine alanlar:
Örnek: Yüreğinde dağ açılmak



5-DUA DEYİMLERİ:

a- Nezaket ve iltifat unsurlarının hakim olduğu dua deyimleri:
Örnek: Allah bir arada kocatsın

b- Vecize mahiyetinde olan dua deyimleri:
Örnek: Nemrut'un ateşini Hz.İbrahim'e gülzar eden Allah,sizin de yaktığınız ateşi bize selamet nuru etsin.

c- İstihza yollu söylenen ve dalkavukluk çeşnisi ile bulunan deyimler:
Örnek: Allah akıl versin,çok yaşa

d- Allah'a şükür anlamında yapılan deyimler:
Örnek: Hamdolsun,bin şükür.

e- Büyü,tılsım bozmak veya yapmak için kullanılan deyimler:
Örnek: Üzerliksin hevasın,her dertlere devasın



6-İLTİFAT,DALKAVUKLUK,YALTAKLANMA VE SEVGİ DEYİMLERİ:

a- Saray çevresinde padişah ve diğer devlet ricalini tasvir,takdir ve dalkavukluk için kullanılan deyimler:
Örnek: Devletli,efendizadem

b- Sevgiliye veya yaranılmak istenen kimseye karşı kullanılan hitap deyimleri:
Örnek: A canım,canımın içi,ciğerimin köşesi,elmasım

c- Sevgiliyi veya yaltaklık edileni tasvir için kullanılanlar:
Örnek: Afeti can,gazali rana,hokka gibi ağızlı,kiraz gibi dudaklı

d- Sevilen veya yaranılmak istenen şahsa söylenen,fiilin hakim olduğu deyimler:
Örnek: Keremin arpa tarlası gibi yanmak

e- Aşırı bir alçakgönüllülük veya kendini küçültmekle yapılan dalkavukluklar,yalvarmalar,dua mahiyetinde olanlar:
Örnek: Bağışlayınız,af buyurunuz,Allah ömürler versin
 


7-BEDDUALAR:

a- Uzuvlar üzerine yapılan beddualar:
Örnek: Ağzı kurusun,burnu kırılsın,elleri yumurcaktan kopsun

b- Soyut anlam taşıyanlar:
Örnek: Adı batsın,Aklı kurusun

c- Vasıtala Beddualar:
Örnek: Ziftin pekini ye

d- Alay yollu beddualar:
Örnek: Deli diyenin tepesi delinsin,iki gözün bir delikten fırlasın
 


8-İHTAR MAHİYETİNDE DEYİMLER:

a- Tek kelimeden ibaret olanlar:
öravul,yıkıl v.b.

b- Soyut anlam taşıyanlar:
Örnek: Hanya'yı Konya'yı haddini bildiririm.

c- Uzuvlara dayanılarak yapılan ihtarlar:
Örnek: Ağzını düzelt,dilini tut

d- Vasıtalı ihtarlar:
Örnek: Eşek sudan gelinceye kadar dövmek
 






9-KÜFÜR VE HAKARET DEYİMLERİ:

a- Tek kelime halinde olan,içinde tasviri,soyutluk ve hafif bir şekilde kıyaslama unsurları bulunan küfür ve hakaret deyimleri:
Örnek: Alık,balkabağı,marsık,kınamsık

b- Tek kelime halinde olan fiili hakaret deyimleri:
Örnek: Zıbarmak,kudurtmak

c- Birden fazla kelimeli fiili hakaret deyimleri:
ör.Boyundan büyük işe kalkışmak

d- Tasvir unsuru hakim olanlar:
Örnek: Ayran budalası,düz taban,çenesi düşük

e- Hayvanlardan yararlanılarak yapılan ve herif gibi kelimelerle beraber kullanılan ağır küfür ve hakaret deyimleri:
Örnek: Ağanın beygiri,kılkuyruk herif,köpoğlu v.b.
 


10-SES TAKLİTLERİYLE MEYDANA GELEN DEYİMLER:

Bu deyimler,doğadaki tabii ses taklitleriyle yapıldıkları gibi anlamsız kelimelerin yan yana gelmesiyle de meydana gelebilirler. Bunlarda amaç,tasvir ettikleri semantik manadır.Söz konusu ses taklidi bir kelimeyle açıklanır.
Örnek: Bıcı bıcı yapmak.