Tansiyon nedir?
Kan basıncı; kanın atardamar duvarlarına yaptığı
basınç. Bu basınç sayesinde, kan vücuttaki bütün organ ve dokulara
kadar nakledilmekte ve böylece bu organ ve dokular hayatiyetlerini devam
ettirebilmek için gerekli maddeleri kandan almaktadır
Tansiyonun belirli normal değerleri vardır.
Tansiyonun bu değerlerin altına düşmesi veya üstüne çıkması sağlık için zararlı
olmaktadır. Tansiyonun iki şekli vardır: Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı),
kalbin kasılması yani kalbin kanı damarlara atması esnasındaki ölçülen
tansiyondur ve yetişkin insanlar için normal değerleri 10 ila 14 cm (cıva basıncı) ise,
kalbin gevşediği yani kanın kalbe dolduğu sırada ölçülen kan basıncı olup,
normalde 9 cm
cıva basıncını geçmemelidir. Tansiyon bebeklerde oldukça düşük değerlerdedir.
Yaş ilerledikçe bu değerler artmaya başlar ve yetişkinlerdeki değerlere
yükselir.
Bir kimsede hipertansiyon (yüksek kan
basıncı) var diyebilmek için büyük tansiyonun 14’ten, küçük tansiyonun 9 cm cıva basıncından yüksek
olması gerekir. Hipertansiyonu değerlendirmede özellikle küçük tansiyon
ehemmiyet arz eder. Bununla beraber bir kimsede tansiyon düşüklüğü var
diyebilmek için, büyük tansiyonun 10
cm cıva basıncının altında olması gerekir. Yani tansiyon
düşüklüğü değerlendirilirken, büyük tansiyon dikkate alınır.
Tansiyon nasıl ölçülür
Tansiyon, sfigmomanometre adı da verilen tansiyon
aletleriyle ölçülür. Cıvalı, metalik ve elektronik tansiyon aletleri vardır.
Bunlar içinde en hassas ölçüm
yapanı cıvalı aletlerdir. Fakat taşıma kolaylığı yönünden diğerleri tercih
edilmektedir. Elektronik olanlar pahalı olmakla birlikte, herkes tarafından
kullanılma kolaylığı vardır. Diğer aletlerle doğru ölçüm yapabilmek için
belirli bir tecrübeye sahip olmak lazımdır. Son zamanlarda parmaktan ölçüm
yapan tansiyon aletleri ve kolye
şeklinde tansiyon aletleri geliştirilmiştir.
Tansiyon ya rahat bir koltukta oturulurken veya
yatarken dinlendikten sonra ölçülmelidir. Hangi vaziyette ölçülürse ölçülsün
kolun gevşek ve hafifçe bükük bulundurulmasına, elbisenin kolu sıkmamasına,
mümkün oldukça kolun kalp seviyesinde
bulundurulmasına dikkat etmelidir. Ölçüm sırasında manşetteki havanın, cıva
sütunu veya ibre saniyede 2-3
mm kadar inecek şekilde yavaş yavaş boşaltılmasına
dikkat edilmelidir. Tansiyon aletinin manşonu, kolun 2/3 üst kısmını kaplayacak
şekilde sarılır, dinleme cihazının tamburu da kol atardamarının üzerine konulur
ve ölçüm yapılır. Dinleme sırasında sesin ilk duyulduğu sayı büyük tansiyonu,
hafiflediği veya kaybolduğu sayı ise, küçük tansiyonu gösterir. Dinleme aleti
olmaksızın ise el yardımıyla sadece büyük tansiyon ölçülebilir. Bunun için de
tansiyon aletinin menşonu şişirilmeden önce bilek atardamarı (radial arter)
bulunarak sol elin dört parmağı üzerine konur. Manşon şişirilince nabız kaybolur. Manşon indirilmeye
başlanınca, nabızın tekrar hissedildiği sayı büyük tansiyonu gösterir. Dinleme
cihazıyla ve el yardımıyla ölçülen tansiyonlar arasında 1-1,5 cm cıva basıncı kadar
fark bulunabilir. Hangisi daha yüksekse, o değer esas alınmalıdır.
İnsanların çoğunluğunda tansiyon, sağ kolda sol
kola nazaran biraz daha yüksektir. Şayet bu fark, 3 cm cıva basıncından daha
fazlaysa düşük olan taraftaki atardamarlarda darlık olma ihtimali vardır.
Şişmanların tansiyonları, yaşına uygun olandan 1-1,5 cm cıva basıncı daha
yüksek çıkabilir. Özellikle çocuklarda ve gençlerde kollardan ölçülen tansiyon
yüksek bulunursa, bacaklardan da tansiyon ölçülmelidir (doğuştan olabilen bazı
damar darlıklarının teşhisi yönünden).
Tansiyon; yaş, heyecan, ruhi ve fiziki
yorgunluklar, açlık ve tokluk halleri, cinsiyet, gıda tarzı gibi sebeplerle
değişiklikler gösterir. Dolayısıyla günün her saatinde tansiyon değişiklik arz
edebilir. Kadınlarda, yaş dönümüne kadar, erkeklere nazaran 1 cm kadar düşüktür. Bundan
sonra birden yükselme görülür. İnce şahıslara göre tıknaz tiplerde biraz daha yüksektir.
Yüksek tansiyon (Hipertansiyon)
Tansiyonun yüksekliği, küçük ve büyük tansiyonun
veya her ikisinin birlikte yükselmesiyle ayrı ayrı tipler gösterir. Her
ikisinin birlikte yükselmesine böbrek hastalıklarında ve sebebi bilinmeyen
hipertansiyonda rastlanır. Küçük tansiyon normal olduğu halde, büyük tansiyonun
yükselmesine umumiyetle yaşlılarda rastlanılan damar sertliğinde, yemeklerden,
eforlardan ve psişik yorgunluklardan
sonra, bazı kalp hastalıklarında, zehirli guatr
hallerinde rastlanır. Hipertansiyonun ortaya çıkışında rol oynayan mekanizmalar
şunlardır: Çevresel atardamarların direncinin artması, büyük atardamar
duvarlarının elastikiyetinin azalması ve sertleşmesi; kalbin dakikada pompaladığı
kan miktarının, vücuttaki kan hacminin ve kanın yoğunluğunun artması. Herhangi
bir sebeple böbreklerden birine veya her ikisine gelen kan miktarı azalınca,
böbrekten renin adlı bir madde
salgılanmakta ve bu da hipertansiyona yol açmaktadır. Bu mekanizma, çeşitli
böbrek hastalıklarında (had ve müzmin
nefritler, nefroskleraz, pyelonefrit
vs.) ortaya çıkan hipertansiyonun sebebini açıklamaktadır. İdrar akımına engel
olan mekanik hadiselerin (taş, prostat
hipertrofisi) tansiyonu yükselttiği ve engelin ortadan kaldırılmasıyla
tansiyonun normale döndüğü bilinmektedir. Bu durumlarda da idrar yollarındaki
gerilmenin yaptığı basınçla, böbrek damarlarının daralması neticesi böbreğe az
kan gelmesi rol oynamaktadır.
Tansiyonun, beyindeki özel merkezlerden devamlı
olarak gönderilen ve damarın gerginlik durumunu düzenleyen kesici ve gevşetici
uyarılarla idare edildiği ve organizmanın kan basıncını hassas bir şekilde
vücudun ihtiyaçlarına göre ayarladığı malumdur. Bu ayarlamada sinirsel ve
hormonal uyarılar rol oynar. İşte bu mekanizmadaki bir aksama hipertansiyona
yol açmaktadır.
Cushing hastalığında (böbrek üstü bezinin bir
hastalığı), fazlaca mineralokortikoid denen hormonların ifrazı sonucu vücutta
su ve tuz birikmekte ve bu durumda da tansiyon yükselmektedir. Böbreküstü
bezinin diğer bir hastalığı olan feokromasitiomada ise fazlaca salgılanan adrenalin ve noradrenalin de yüksek
tansiyona yol açmaktadır.
Hiçbir sebebi bulunamayan tansiyon yüksekliklerine,
esansiyel hipertansiyon ismi verilir. Bütün hipertansiyonların yaklaşık % 90
kadarı esansiyel hipertansiyondur. Kadınlarda daha fazla görülür. En çok 50-60
yaşları arasında rastlanır. Hayat seviyesi arttıkça, teknik ilerledikçe,
stresler çoğaldıkça esansiyel hipertansiyon da artmaktadır. Esansiyel
hipertansiyonda irsiyetin büyük rolü olduğu kabul edilmektedir. Ebeveynin her
ikisinde de yüksek tansiyon varsa, bunların çocukları da yüksek tansiyona
adaydır. Esansiyel hipertansiyona daha çok şişmanlarda, tıknazlarda, hareketli,
stresli, aceleci şahıslarda rastlanmaktadır.
Hipertansiyon vak’alarının bir kısmı belirti
vermez, ancak bir muayene esnasında tesadüfen farkına varılır. Tansiyonu
oldukça yüksek olmasına rağmen, yıllarca şikayetsiz yaşayan birçok hasta
vardır. Dikkatle soruşturulduğunda, birçok vak’ada başın arka kısmında yerleşen
ağrılar bulunur. Bazı hastalarda baş dönmesi, başta ağırlık hissi, kulak
uğultusu; uykusuzluk, yorgunluk ve sinirlilik bulunur. bazen baş dönmeleri çok
şiddetli olabilir. Hastaların birçoğu sinirlidir. Yorgunluğa da sık rastlanır
ve istirahatle geçmez. Sabah kalkarken özellikle enseden başlayan
başağrılarında tansiyon yüksekliği akla gelmelidir. Bazı vak’alarda aşırı
derecede bir zayıflama bulunabilir. Burun kanamalarına fazlaca rastlanır. bazen
burun kanamaları hipertansiyonun ilk belirtisini teşkil eder.
Küçük tansiyonun 10 cm cıva basıncının üstünde
olması, büyük tansiyonda belirgin bir yükselme olmasa bile hipertansiyon
teşhisi için önem arz eder. Bir kimsede devamlı hipertansiyon var diyebilmek
için müteaddit defalar yapılan ölçümlerde tansiyonun hep yüksek çıkması lazımdır.
Hipertansiyonlu bir hastada öncelikle buna yol
açacak bir sebebin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Bu sebeple idrar
tetkiki, böbrek fonksiyon testleri, ilaçlı
böbrek filmi, göz dibi muayenesi her hipertansiyonlu hastaya uygulanmalıdır.
Hipertansiyonlu vak’alarda nabız dolgun olarak hissedilir. Fakat bu dolgunluğun
derecesine bakılarak, tansiyon hakkında her zaman
hüküm vermek doğru değildir.
Hipertansiyonun gidişatı büyük değişiklikler
gösterir. Başlangıçta tansiyon oldukça oynaktır. Yorgunluk, üzüntü vb. sebepler tansiyonu
yükseltirler; istirahat etmek, uyumak ve müsekkinler kullanmak tansiyonu
düşürür. Hastalığın bu oynak devresinden sonra, hipertansiyonun devamlı bir hal
aldığı sabit devre gelir. Bu sabit devrenin gidişi esnasında organ hasarları
baş gösterir. Böylece hipertansiyon üçüncü devri olan komplikasyon devrine girer.
Kalpte zamanla büyüme ve genişleme husule gelir, kroner yetmezliği gelişebilir,
ritm bozuklukları meydana gelebilir. Hipertansiyon devam ettiği takdirde, kalp
yetmezliği ortaya çıkar. Hipertansiyonun seyri esnasında retinada, yani göz
dibindeki damarların bulunduğu tabakada da körlüğe kadar varabilen
değişiklikler görülür. Beyin kanamaları, beyin damarlarının tıkanması da
hipertansiyonun tehlikeli komplikasyonlarıdır. Nörolojik ve psişik belirtiler
arasında başağrısından başka, unutkanlık, kulak çınlaması, el ve ayaklarda
uyuşma ve karıncalanma, gelip geçici körlük, konuşamama, vücudun bir tarafında
güçsüzlük görülebilir.
Beyinle ilgili belirtiler arasında ayrı bir özellik
arz eden hipertansif ansefalopati; şiddetli başağrısı, durgunluk, kusma, kısmi
felçler ve bazen zaman zaman görülen şuur
kaybı ve havale nöbetleriyle
karakterize bir tablodur.
Hipertansiyon, zamanla böbreği de bozar.
Hipertansiyonla, şeker hastalığının bir
arada bulunuşuna da oldukça sık rastlanmaktadır.
Esansiyel hipertansiyonun gidişi esnasında küçük
tansiyon 14 cm
cıva veya bunun üstüne çıkar ve sabitleşirse artık hastalığın malign (kötü)
hipertansiyon safhasına girdiği kabul edilmektedir. Vak’aların az bir kısmında
hastalık başlangıçtan itibaren malign olarak başlar ki bu şekil, erkeklerde
daha fazladır. Malign hipertansiyondaki belirtiler daha şiddetli ve ilerleyici
vasıftadır. Hastalar süratle zayıflarlar, bitkindirler, renkleri soluktur.
Böbrekte ileri derecede harabiyet sözkonusudur. Bu hastalar, genellikle 1-2
sene içinde ölürler.
Hipertansiyon tedavisi
Hipertansiyonların ancak % 10 kadarının sebebi
bulunabilmektedir. Sebebi bulunan hipertansiyonların tedavisi, bu sebebin
ortadan kaldırılmasına yönelik olacaktır. Önemli olan sebebi bilinmeyen
hipertansiyonlardır. Mükerrer ölçümlerde kan basıncı yüksek bulunan hastalar tedavi ve takibe alınmalıdır. Tedavinin
başarısı, hastayla doktorunun işbirliğine bağlıdır. Bunun için tedavinin
ehemmiyeti, faydaları ve hayat boyu devam etmesinin gerekli olduğu, hastayı
korkutmadan anlayabileceği bir şekilde izah edilmelidir. Hipertansiyonda orta
derece tuz kısıtlanması, tansiyonun düşmesine yardımcı olur. Yemeklere tuz
konulmamalı ve tuzlu gıdalardan kaçınmalıdır.
Şişmanların zayıflaması da tansiyonun düşmesine
yardım eder. Şişman hastaların fazla kilolarını tedrici olmak üzere ideal kilo civarına indirmek amacıyla
diyetteki kalori ayarlanmalıdır.
Kilo kaybı ve diyetteki tuzun azaltılması tansiyonu kontrol altına alıyorsa;
hastaya tansiyon düşürücü ilaç verilmez. Yalnız, hastanın takibi de ihmal
edilmemeli, düzenli aralıklarla tansiyonu ölçülmelidir.
Hipertansiyonlunun uzun süre ve aşırı miktarda alkol kullanması, kalp kasına yaptığı kötü
etkiyle kalp yetmezliğinin ortaya çıkışını hızlandırdığından, alkol
yasaklanmalıdır. Aşırı kahve, aşırı çay ve sigaradan da kaçınılmalıdır.
Yorucu olmayan hafif ekzersizler de tansiyonun
düşmesine yardımcı olur. Hastayı üzen, streslere sokan durumlardan kaçınmak da
fayda sağlamaktadır. Ara sıra normal ölçülerde bulunmakla beraber, genellikle
150/90 ila 160/90 mm cıva basıncı arasında seyreden hipertansiyonlara oynak
hipertansiyon denir. Hafif hipertansiyonda küçük tansiyon 90 ila 105 mm cıva arasında
bulunur. Orta derecede hipertansiyonda küçük tansiyon 115 mm cıva arasındadır.
Ağır hipertansiyonda ise küçük tansiyon 115-130 mm cıva veya daha
yukarıdır. Oynak hipertansiyonlar ilaç tedavisini gerektirmez, tansiyonu
yükseltici sebeplerden kaçınmak ve tansiyonu belirli aralıklarla ölçtürmek
yeterlidir.
Hafif hipertansiyonlarda yukardaki tavsiyelere
ilaveten müsekkin verilir. Buna rağmen pek düşme olmuyorsa, ilaç olarak idrar
söktürücü ilaç ilave edilir. İdrar söktürücü ilaçlar genellikle tansiyonu
kontrol altına alırlar, bazı yan etkileri de olabileceğinden dikkatli
olunmalıdır. İdrar söktürücü ilaçların, tesirsiz kaldığı orta ve ağır
hipertansiyonlarda takip eden tabibin tavsiyesine göre diğer tansiyon düşürücü
ilaçlar da (reserpine, aldomet, prazosin, minoksidin gibi) tedaviye eklenir.
Unutulmaması icab eden husus hipertansiyon, devamlı
ilaç kullanımını ve belli aralıklarla doktor
kontrolünü gerektiren bir hastalıktır.
Tansiyon düşüklüğü (Hipotansiyon)
Büyük tansiyonun 10, küçük tansiyonun 6 cm cıva basıncı altına
düşmesi halidir.
1. Semptomatik (belirli bir sebebi olan)
hipotansiyonlar: Kalp krizi ve birçok kalp hastalıklarında kalp kuvveti
azaldığı için tansiyon düşer. Kan veren şahıslarda da hafif ve geçici bir
tansiyon düşüklüğü olur. Büyük kanamalarda ve her türlü şokta, doğumdan hemen
sonra da tansiyon düşer. Bazı aşırı hassas şahıslarda boyundan geçen şah damarının uyarılmasıyla da tansiyon
düşer.
2. Pozisyona bağlı hipotansiyon (ortaostatik
hipotansiyon): Hastalar yatar vaziyetten birden bire ayağa kalkarlar veya uzun
süre ayakta dururlarsa tansiyon düşer. Bu tür hipotansiyonlar şahsın duruşuna
göre tansiyonun ayarlanmasındaki bozukluktan ileri gelir. En çok orta ve ileri
yaşlarda görülür, hayat boyu devam eder. Bu hastalar tansiyon düşüşü esnasında
halsizlik, baygınlık gösterirler. Bazı sinir krizleri, bazı ilaçlar, şiddetli
sportif hareketler buna yol açabilir.
Hipotansiyon tedavisinde buna yol açan muhtemel
hadiseler araştırılmalı ve bulunursa bunların kaldırılmasına çalışılmalıdır.
Belirli bir sebep bulunamayan vak’alarda tansiyon yükseltici ilaçlar, tuzlu
ayran tavsiye edilebilir. Addison hastalığında, miksödemde, insülin şokunda, enfeksiyon hastalıklarında, had
zehirlenmelerde, güneş çarpmasında, aşırı
yorgunluklarda, beslenme bozukluklarında,
kansızlıklarda tansiyon düşer.
3. Konstitüsyonel (bünyevi) hipotansiyon: 15-30 yaş
arasındaki sağlam şahısların % 3’ünde bünyevi tansiyon düşüklüğü vardır. Bu
şahısların çoğunda hiçbir belirti yoktur, dolayısıyla bir muayene esnasında
tesadüfi olarak teşhis edilirler. Böyle bir kişiye, doktorun düşük tansiyon
bulunduğunu söylemesi yanlış bir harekettir; bu yüzden hastalar ciddi bir
hastalık olduğunu zannederek evhama kapılabilirler. Bu durum, bir hastalık
olmaktan ziyade bünyevi bir
anormalliktir. Kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanmaktadır. Bu vak’aların
tedavisine ihtiyaç yoktur. Bunun bir hastalık değil bir bünyevi durum olduğunu
ve bu bünyedekilerin, normal insanlardan daha uzun ömürlü olduğunu hastaya
anlatmak gerekir.
Portal hipertansiyon: Karaciğere gelen portal toplardamarın ana kısmı veya
dallarında kan basıncının yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve çok kere ölümle
neticelenen bir hastalık tablosudur. Portal toplardamar; dalaktan ve
barsaklardan kan getiren toplardamarların birleşmesinden husule gelmiştir.
Portal venin çapı ortalama 1 cm
olup içindeki kanın normal basıncı 50 ila 180 mm su veya 3,5 ila 13,5 mm cıva basıncı
arasında değişir. Portal basınç bir manometre
vasıtasıyla, ultrason rehberliğinde
doğrudan portal venden veya dalaktan rahatlıkla ölçülebilir. Portal ven kanının
normal seyrindeki her engel, portal vende basınç yükselmesine sebep olur.
Portal dolaşımdaki engeller; doğuştan olabilir veya sonradan husule gelebilir.
Bu engeller karaciğer içinde veya dışında yer alırlar. Karaciğer içindeki
sebeplerin başında alkolik siroz
gelir. Ayrıca postnekrotik siroz, toksik siroz, biliyer siroz, sifilitik siroz,
Wilson sirozu, pigmenter siroz, amiloidoz ve parazitlere bağlı siroz sayılabilir.
Karaciğer dışı sebepler arasında; portal veya dalak toplardamarının çeşitli
sebeplerden ileri gelen kan pıhtılaşmasıyla tıkanması, damarın sıkışması veya
darlıkları, bazı kalp hastalıkları sayılabilir.
Portal hipertansiyonun belirtileri, altta yatan
sebebe göre değişiklikler arz eder. Portal hipertansiyon karaciğer içi
sebeplerden meydana gelmişse umumiyetle sirozda görülen belirtiler görülür
(Bkz. Siroz). Zaten portal hipertansiyonun % 80’inin sebebi, karaciğer
sirozudur. Karaciğer bozukluğu ve portal hipertansiyonun beraber tesiriyle
dalak büyümesi, karında su toplanması ve yemek
borusu varisleri meydana gelir.
Portal hipertansiyon tedavi edilmezse veya tedavi
tesirsiz kalırsa hastalar ya kanamadan (özellikle yemek borusu varisi
kanamaları) ya karında aşırı su toplanmasından veya karaciğer komasından
ölürler.
Portal hipertansiyonun özellikle karaciğer içi
sebeplerinin tedavisi umumiyetle mümkün değildir. Tedavi daha ziyade belirtiler
için söz konusudur. Ayrıca bozulan karaciğer için karaciğeri koruyucu diyet,
husule gelen asit için tuzu az rejim tatbik edilir. Fakat netice yüz
güldürücü değildir. Karaciğer dışı sebepler eğer ameliyatlarla
düzeltilebilecekse başvurulur (Damara baskı, tıkanma gibi durumlarda).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder